H i n t   S p i r i t ü a l   K ü l t ü r   v e   Y o g a   W E B   S i t e s i
      
 
   Ana sayfa
      
    Yoga Kültürü
 
   Vedalar ve Neo-Vedanta
    
    Avatar Şri Ramakrişna
  
    Swami Vivekananda
 
     Karma Yoga
  
     Jnana Yoga
  
     Bhakti Yoga
   
     Raja Yoga
   
     Pratik Vedanta
    
     Diğer Eserleri
          
    Kütüphane
  
 
 
  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 
   
  
  
 
 
       
      
 
        VEDA'LAR VE NEO-VEDANTA          
    
 
 

V E D A’LARIN  YÜCELİĞİ

KONUYA GİRİŞ

VEDA’LAR:  Rig-Veda, Yadjur-Veda, Sama-Veda – bu üç asıl Veda’ya sonra dördüncü – Atharva-Veda ekleniyor – Tanrılara ithafen ve Tanrılar tarafından Rişilere Verilmiş (Şruti - Sanskr. - İşitilen) Kutsal İlahi Kitaplar’dır (hymnal – ingliz.). Veda’lar Hint Kültürü’nün Yüce Yüreğidir, Ruhsal Temelidir ve binlerce yıllar, bu güne kadar Hintliler için tükenmez en yüksek Bilgelik Kaynağıdır.  Vedalar Hindistan’ın en eski (binlerce yıllık) ve en gizemli kitaplarıdır. Metin haline gelmeden önce birkaç bin yıl Vedalar ezberlenmeden, sanki Gökten işiterek sesli söyleniyordu.  

VEDA kavramı Sanskritçe Vid kelimesin kökünden ortaya çıkmıştır. Veda  –  Ezoterik, Tanrısal Yüce Bilgi demektir, hem Tanrısal, hem de Pratik Tanrı Bilgisi ve aynı zamanda  Mutlak Sonsuz Gerçeği ifade eden Tanrısal Bilgeliktir. Sanskrit dilinde VİD veya VİDYA, Tanrısal Gözle (veya Tanrının Gözü ile) Görülen “Tanrısal Bilgi” demektir. Bu açıdan Vedalarda geçen en Ezoterik kavramlardan biri olan BRAHMOVİDYA, Yüce Tanrının Bilgisi ve Bilgeliği anlamına geliyor, ATMAVİDYA  ise, daha da çok Vedanta’nın en önemli kavramlarındandır ve onun da anlamı – İnsan Ruhunun en Yüksek ve Yüce Tanrısal Zirvesi olan Atmanın Tanrısal Gözü ile Görülen ve Bilinen Gerçek, Realite veya Yüce Tanrı.  Tabi ki Vedalar insanın Dünya yüzündeki yaşamı hakkında da her çeşit bilgi içeriyorlar; en eski Geçmişten en uzak Geleceğe kadar. Bu açıdan Vedaların içinde iki tür bilgi mevcuttur; Ekzoterik ve Ezoterik. Birincisi - “Karma-Kanda” yani “uygulama çalışmaları ve hareketleri”,  ikincisi – “Cnana-Kanda” yani Yüce “Tanrısal Bilgi”.

   Örneğin, Vedaların Özünü kristalize eden “ŞRİMAD BHAGAVATAM” kitabı, bugünkü insanlığın yaşadığı Döneme Kali Yuga diyor, yani Demir Çağı, Makineler Çağı, Mekanik bilinç Çağı. Bir Manvantara    Dört Yuga’dan oluşur: 1.Satya Yuga (Altın Çağ), 2.Dvapara Yuga (Gümüş Çağ), 3.Treta Yuga  (Bronz Çağı) ve 4.Kali Yuga (Demir Çağı). Her bir Çağın kendi doğal şartları ve yaşam ve insan özellikleri vardır: ve bunların hepsi açıklanıyor. Ama Vedaların içerdiği sınırsız, sonsuz bilgiyi bizim Kali Yuga Döneminde insan hayatı sadece 100 yıl kadar sürdüğü için Vedaları en hafif şekilde bile incelemek imkansız olduğu için Vedaların Özeti olarak “Şrimad Bhagavatam” yazılmıştır.  Kali Yuga’nın özelliklerini detaylı anlatan bu metin şöyle diyor: “Kali Yuga’nın güçlü etkisi nedeniyle insanların inancı, doğruluğu, sabrı, merhameti gün günden azalacaktır; gün günden insanların hayatı kısalacaktır, fizik gücü azalacaktır ve hafızaları güçsüz olacaktır. Sadece basit bir zengin olan Yüce aristokrat sayılacak.  İnsanlar arasındaki ilişkiler Kanun ve Adalet Prensiplerini kim güçlü ise, o belirtecek... Kali Yuga’da insanlar Hayatın Yüce Hedefini ve O’na götüren Yüce Yolu tamamen unutacaklar. Kralların çoğu hırsızlara dönüşecekler, hırsızlık, yalan, kandırma ve anlamsız şiddet insanların esas işi olacaktır.”

Burada görüyoruz ki,  Kali Yuga - Karanlık Çağı, Demir Çağı olarak insanları düşürüyor yani insanlık İnancını, Ruhsallığını, Yüksek Ahlak Prensiplerini ve böylece Yüceliğini ve Kahramanlığını kaybediyor. Vedaların verdiği bu mesaj son derece önemlidir bu araştırma için. Çünkü eğer Vedaların dediği Kali Yuga yani Karanlık, Demir Çağını insanlık şimdi yaşıyorsa, demek ki bizim günlerimizde Yücelik ve Kahramanlık eski Çağlara göre çok daha azalmış. Bu nedenle Yücelik ve Kahramanlık konusunu ortaya koyan Vedalar, Vedanta ve Neovedanta Felsefesi gündemde en çok insanlığın ihtiyacı olan son derece önemli konudur. Çünkü insanı insan eden onun Ruhun Yüceliği, Kudreti ve onun Yüreğinde yanan Tanrısal Ateştir. Vedalar ise bunun için bizi binler yıllar önce uyarmıştı. Çünkü Yücelik yoksa Kahramanlık da yok demek ve o zaman Gerçek ve Yüce Işık – Bilgelik, Güzellik, Sevgi ve İrade yok olunca insanlık bozulmaya ve çürümeye başlıyor, ama farkında bile değil.

  Burada söylemek gereken şey budur: Vedaların içerdiği Ezoterik Bilgi,  kesinlikle entelektüel, akıl bilgisi değildir.   Batı Filozofları bazen Entelektüel bilgiye en yüksek bilgi diyorlar. Ama Doğu Ezoterik Felsefesi  için bu geçerli değil. Vedalardaki bu Yüce Bilgi, en yüksek akıl seviyesinden daha da çok üstündür. Aklın algıladığı Felsefe ise Vedaların Yüce Bilgeliğinin (Djnyana) sadece Mental boyutudur, Aysbergin su üstünde görünen tarafı gibi. > Vedaları  nasıl öğrenmek gerektiğini  Tanrı Brama Kendisi Öğretiyor. Burada söylemek gereken şey şudur: iki kelime - Brama ve Brahman iki farklı Kavramdır; biri Brama (Yaratan)  Trimurtinin (Brama, Vişnu, Şiva) birinci Tanrısıdır; Brahmo ise – Bilinmeyen, Söylenmeyen, Sonsuz, Mutlak, En Yüce Realite anlamına gelen tüm Hint felsefelerinde kabul edilen en Yüksek Felsefe Kavramıdır. Fark etmek gereken iki Brahmo var. Biri – Söz-Brahmo, ikincisi En Yüksek Brahmo. Aslında ikisi de aynı Brahmo’nun iki tarafıdır. En Yüksek Brahmo, hiçbir insan veya herhangi bir varlık tarafından hiçbir zaman bilinemez. Söz-Brahmo ise Veda’ların tam kendisi, onların Yüce Özü. Söz-Brahmo’yu idrak eden, En Yüce Brahmo’ya da ulaşabiliyor. Ama Söz-Brahmo insan aklı, entelektle algılanamıyor. Çünkü bu Öz sıfatında Vedalar her varolan ve varolmayan şeyin Temelidir. Veda’ların esası – “İnkar”, “Memnuniyetlik” ve “Özgürlüktür”. Veda’ları tam olarak idrak edebilmek için aklı aşan, entelektten daha da üstün anlama metoduna ve özel Anahtara ihtiyaç var.   Vedaların içerdiği Yüce Bilginin esas boyutu,  insan aklı için görünmeyen ve bilinmeyen bir şeydir. Buna rağmen akıl tüm yeni yüksek, gerçek bilgileri Üst Bilinçten alır. Ama insan aklı bireysel bir şey olduğu için, o ilhamla veya sezgi ile yukarıdan gelen Bilgiyi kendi kapasitesine göre algılıyor ve bilincin diline göre yorumluyor. İşte buradan, aklın yaklaşık, hayali bakışlarından çıkıyor Mitoloji. Buradan geliyor Vedaların gizemliliği ve çeşitli yorumların yazılması. Çünkü Vedalarda yazılmış her söz sadece sembol, ama Yüce Gerçeğin sembolü.   Yalnız akıl için Mitoloji ve Efsane sayılan Realite, insanın Üstbilinci için tartışılmaz, şüphesiz bir Gerçektir. Bu nedenle Vedalar Dünya’nın en Ezoterik ve gizemli şifreli metinleridir.    En eski zamanlardan bu yana Vedalar’ın Büyük Sırrını çok arayan oldu ve olacak.  Bu Sır, aynı zamanda insanın Gerçek Yüceliğini tüm arayanlar gibi, bizi de ilgilendiriyor. Bu Sır Rişilerin ve Avatarların Sırrıdır. Binlerce yıldır kayıp veya kapalı olan bu Sır bizim çok özel Geçiş zamanımızda ortaya çıkabilir. “Bizim Atalarımız... Angirasa Peygamberleri,   ilk Rişiler fethedilmez, sert kale duvarlarını, kayalı Kaleleri Mantralarla, kendi sesleri ile toz ederek bizim içimizde Yüce Göklere Yol açmışlardı” (Rig-Veda, I.71.2) Onlar “karanlığın içinde yaşayan Güneşi” keşfetmişlerdi (Rig-Veda, III.39.5). Onlar “Göklerin Mücevheri olan ve sanki sonsuz kayanın içindeki mağarada saklanan bir kuş yavrusu” gibi  “yıkılmaz Işığı” bulmuşlardı (Rig-Veda, I.130.3). İniş çıkışlarla dolu uzun Evrim Yolunu tamamlayan  arayıcı “iki Annenin oğlu” olduğunu idrak ediyor. O aynı zamanda hem beyaz, sonsuzluğun Göksel Anne - Aditi’nin, hem de kara sonsuzluğun Dünya Annesi -  Diti’nin oğlu. Yani İnsanın içinde hem Tanrısal hem insani ilkeler mevcuttur. İnsanın içinde Gökler ve Dünya aynı zamanda yaşıyor ve Yüce Tanrıya götüren Yol insanın içinden geçiyor, onun Ruhunun Merkezi olan Yüce Yüreğinden. 

Binlerce yıllar süren Vedaların Tarihinde, onların anlayışı, yorumu ve toplumsal değerlendirilmesi defalarca değişmişti. Kutsal Bilgi ile dolu olan Vedaların Bilgeliği şimdi unutulmuş ve insan aklının ürettiği çeşitli atıkların altına derin gömülmüştür. Ama Veda’ların Kutsal Bilgileri, gizemli Mısır Sfenksi gibi, kendi Büyük Gizemini korumaya devam ediyor. Ama eğer Vedaları kendi açımızdan değil de Onlar’ın kendi açısından incelesek Yücelik ve Kahramanlık hakkında farklı bilgilere ulaşma imkanı var.

İlk önce Vedaları anlamak için bir Anahtara ihtiyaç var. Unutmayalım, bunlar Ezoterik yani şifreli metinlerdir. Bu anahtar Vedaların içinde zaten var. Anahtar -Kutsal AUM Sözüdür. Çünkü bu söz sadece seslerin birleşimi değil. Bu Söz aslında Vedalara göre bir Çağrı Şarkısıdır. AUM - Yüce Tanrı-Babanın Alem Annesine söylediği bir Tanrısal Sevgi Şarkısı. (Vedalara başka bir isimle Samhita veya Samgita diyorlar, Gita – Şarkı demektir. Ayrıca, 3. olan Sama-Veda  Şarkılar Kitabı olarak biliniyor).  Bu Çağrı Şarkısını duyan Alem Annesi   aktif hale geliyor ve harekete geçiriyor. O zaman Alem Annesi (farklı adları ve sıfatları ile – Şakti, Sarasvati, Parvati, Durga, Kali) Sevgi Maddesinden ve Doğanın her bir Atom’un içinde olan Şefkat, Sevecen Gücü ile Mucizeler, Evrenler, Dünyalar, Yaratıyor. Tanrı Baba’nın Sesi O’nun Yüce Sevgi dolu AUM Şarkısı Tanrıça-Anne’yi harekete geçmeye mecbur ediyor. Bu Mucizevi Ses Dünyalar, Yıldızlar ve Evrenler Yaratabilen, hareket eden Kinetik Enerjiye dönüşüyor. İşte  Veda’lar Tanrı-Baba ve Tanrıça-Anne arasında olan Söz-Şarkı AUM ile Evren, Onun içinde olan her şey ve İnsanın nasıl Yaratıldığının mekanizmasını anlatıyorlar.

Aslında sembolik olarak AUM Alem Anne’sinin Kendisi  anlamını  da taşıyor. Aynı zamanda AUM Onun Gücüdür, Yaratıcı Enerjisidir. Ama sadece değil,  AUM ilk önce Baba-Tanrı olan Brahman’ın  Sesi, Sözü ve aynı zamanda  O’nun en Ezoterik İlkyaratan sıfatında tam Kendisi: yani yukarıda gördüğümüz gibi – Söz-Brahmo ve aynı zamanda En Yüce Brahmo.

İşte bu İlkyaratan (Baba) M Ses-sözü ile sembolize ediliyor. Yaratıcı Alem Annesi ve O’nun Gücü   U Ses-sözü ile sembolize ediliyor. Yaratılan Yavruları ise  (Evren, Dünya, İnsan) A Ses-sözü ile sembolize ediliyor. Burada M (en kapalı ses) – en büyük Gizemdir. Yaratılış Yukarıdan aşağıya olduğu için MUA Ses-sözü oluşuyor.  AUM ise – aşağıdan yukarıya dönüşün sembolüdür. MUA – Tanrı Baba-Anne’nin Yaratıcılığı olarak sonuçta A Ses-sözü ortaya çıkarıyor. Bu A Ses-sözü hem Logos Tanrısal Söz, Öğreti, hem de fizik Dünyanın Özü ve Temelidir.

İşte Yücelik ve Kahramanlık Konusuna gelince, Vedalara göre, AUM  Anneden geçip Babaya dönmek anlamına geldiği için, AUM Yücelme ve Yükselme Yoludur. En Yüksek Hedef  M – yani Baba Yüce Tanrı Brahmo. U – yani Yüce Tanrıça Alem Annesi ise Araç ve  Güç anlamına geliyor. Göklerin Babası, Yüce Tanrı Brahmo’ya (M) dönmek için A’dan, yani yaratılmış fizik dünyadan başlayarak, U’ya, yani Alem Annesine, O’nun Sevgisine ve Gücüne geçmek gerekmektedir. Anne Gücüne ihtiyaç var: Onun Yüce Güzelliğine, o Güzellik verdiği İlhama, Sevgiye ve Kahramanlığa ihtiyaç vardır. İşte Ezoterik U Ses-sözün anlamı şu: U Ses-Sözü yani Alem Annesinin Gücü insan Ruhunun Kahramanlığının İlkesi ve Kaynağıdır. Bu Yüce Annenin Gücü’dür ve bu Kahramanlık Ruh Gücü’nü, bu Yürek Ateşini, bu Şevki Kahramanlığı ve şahsi Enerjiyi Kendi Oğullarına ve Kızlarına sadece Alem Annesi verebilir.  Çünkü U en yüksek anlamında Kozmik Ateş-Işıktır; temiz U Alem Annesinin Işığıdır, O’nun Sevgi dolu Yüreğinin Işığıdır. AUM sözünde U, M ve A arasında olduğu için, Alem Annesi Kendinin Büyük Sevgisi ile Yüce Sonsuz Mutlak olan Brahmo’yı O’nun Çocuğu İnsan la birleştirme görevini taşıyor. İkisini de severek Onları (Babayı da, Çocuğu da) birleştirebiliyor. Yani Evrenin iki kutbunu birleştiren – İlk Madde ve İlk En Yüce Enerci, Evrenin içindeki Kadın Prensibi olarak ve Doğanın Kendisi olarak Alem Annesidir. UR – fizik planda ortaya çıkmış yaratıcı Işıktır.  Alem Annesinin U Gücü Kahramanlık, Cesaret, Zafer Gücü’dür, etkili Kudretidir ve Aynı zamanda Bilgeliği ve Sevgisidir.  İşte böylece Yol bu ortada olan ve iki kutbu birleştiren U sembolüdür. Aslında Yol ve Kahramanlık Gücü aynı şeydir. Yücelik ve Yükseliş Yoluna çıkmaya karar veren ve cesaret eden aynı zamanda bu Yolda götüren Kahramanlık Gücünü de buluyor. Evrenin altını ve Üstünü birleştiren Bu Yol ve Kahramanlık Gücü – Parlayan Ateşsi-Yaratıcı olan Alem Annesidir. Bu her şeyi Yaratan ve her şeyi birleştiren Yüce Sevgidir. Bu Işığın ve Zaferin tükenmez Kaynağıdır. Çünkü , Annesi ile olan - Zafer kazanır, diyor Veda’lar.

İşte Vedaların Gizemli Sırrı aslında Alem Annesinin Sırıdır! Onun Kutsal Gizemidir, O’nun Kendisi ve O’nun Yüreğinin Kutsalın Kutsalı olan Gizemidir. O daima vardır ve O Varlılığın ta Kendisidir. O, Vedalar ve Vedanta bahsettiği, Evrenin Yüce Hayatıdır! Yüce Anne ve Yüce Sonsuz Hayat aynı şeydir ve Yüce Hayat her zamanki gibi Kendi Gizemini sonsuza kadar koruyacaktır. Ancak Alem Annesi Kendi  merhameti ile  Maya Perdesini biraz açtığı zaman biz O’nun Işığına sadece hafif bir şekilde dokunabiliriz. Ama O’nun Ateşsi Yüreğinin derinlikleri insanlık için sonsuza dek Yedi Mühür altındaki Gizem olarak  kalacaktır. Sadece İnsan Oğlu, Ruhsal Yücelme sonucunda önce Sevgi ve Güç olan (U) Alem Annesi ile özdeşleşip, sonrada da Tanrı-Baba’ya (M) kadar Yükselip O’nun la birleştiği zaman ona, Yüce Baba-Anne Oğlu olan İnsan Oğluna, Alem Annesinin Yüreğinin Sırrı ve Gizemi – Tanrı-Baba En Yüce Brahmo veya Sınır Ötesi Atman olarak açılacaktır.  Sonsuz Kozmik Hayatın kendisi olan Alem Annesinin Yüreğinde, hiç bir ölümlü veya ölümsüzün kulağı algılamayacak, Yüce Tanrı Babanın Şarkısı - Gizemli  M Ses-söz Şarkısı daima vardır. Çünkü M Yüce Annenin Yüreğinin Gizeminin Gizemidir. M – Tanrı-Babanın İradesi, Kudreti, Bilgeliği ve Sevgisidir. Böylece her şey söylenmiştir.  Vedalara göre Onları içeren Bilgiye Ulaşmak için Yüce Baba-Annenin Velilerin Oğlu (veya Kızı), Geçek İç İnsan olmak gerekmektedir, Çünkü sadece kişisel akıl, bilgi ve tecrübe (bilinen şahsiyet, kişi, Gerçek insanın gölgesi olan dış insanın kapasitesi)  bunun için yetmez. Daha önce söylendiği gibi Vedalar Ezoterik yani Şifreli Metinlerdir. O Yüce Metinlerin içerdiği tüm bilgileri tam olarak ele geçirmek için yedi (7) Ezoterik Anahtar gerekmektedir. Anahtarlar ise kazananlara verilir.

Böylece, Vedalara göre bilinen insan, kişi – Gerçek insanın sadece görünen dış (A) kısmı: burada fizik beden ve duygular – bilinç altı, akıl ve sezgiler – bilinç ve ona yakın üstbilinç bölgesi vardır.  Gerçek İç İnsan ise tamamen bilinen insanın Bilinçüstünde’dir, Kozmosun daha da ince boyutlarında ve bunun için akıl tarafından algılanamıyor ve bilinmiyor. Bu nedenle Ona – Gerçek İnsana ulaşmak için, Kendi Kendini öğrenmek için Hindistan’da binlerce yıllar Konsantrasyon, Meditasyon ve Samadhi Yoga’sı kullanılıyor. Aslında Eski Yunan Filozofları “İnsan, Kendini öğren!” Çağrıları ile bedenden, duygulardan veya akıldan bahsetmiyorlardı. Onlar da İç Gerçek İnsandan söz ediyorlardı. Ama bu güne kadar milyonlarca insanlar bunu uygulamaya denemediler bile.

İç İnsan – Ruh, O Ruhun Merkezi – Yürek ve onların Işığı, yansıması olan ve dış insanı canlandıran Can Alem Annesinin (U) Yüreğinin, tüm canlılar için tek olan Yüce Varlılığın Yüreğin bir parçasıdır. Gerçek İnsanın Yüreğin içinde ise en Kutsal Gizem - Yüce  Tanrı-Babanın Doğasından (M) ona verilen Ateştir. İşte o Yüce Tanrı Babanın Doğası Dünya insanını Kendisine Göklere Çağırıyor. Bu Çağrı insana U’dan (Anneden) geliyor, Ama O Çağrıyı gönderen Babadır (M). Çünkü Tanrı Anne-Baba ve bilinmeyen Gerçek, Tanrısal, Göksel İnsan bilinen insanın Kendisinin içindedir.  Bu konu, Veda’ların zirvesi ve tamamlanması olan Vedanta’nın, Upanişadların genel konusudur. Bu noktada Vedalar ve Vedanta özdeştir. Kendinin içinde tüm sonsuz Varlılığın, Sonsuzluğun, Yüce Baba-Annenin Doğasını ve sınırsız Kudretini taşıyan Gerçek İnsanın Yüceliği Vedaların ve Vedanta’nın tam özüdür.

 

VEDA'LAR VE VEDANTA

Vedalar – Rig Veda, Sama Veda, Yacur Veda ve Ahtarva Veda, hatta beşinci Veda sayılan Mahabharata ve onun özü olan Bhagavad Gita – bunların hepsinin ana konusu Yüce Tek olan Realitedir. Ona Atman derler. Brahman derler. Eğer Brahman Yüce realitenin bütünlüğü ve sonsuzluğu ise bir anlamda Brahman yaratıcı Tanrı’dır. O zaman Atman Brahman’ın öz benidir. Yüreğidir. Böylece Atman ve Brahman eşit sayılır. Ve Vedalara göre Realitenin dışında bir de İllüzyon vardır. Ona Maya derler. Vedalara göre insan tamamen Mayanın içinde yaşıyor; Realiteden haberi yok. Vedaların öğretisi insanları bu Mayadan kurtarıp Realiteye götürmek için çok çok eski zamanlarda dünyaya verilmiştir.

Ama Vedaların dili ve içeriği ezoterik metinler olarak şifrelidir. Hatta ruh yolunda ilerleyen yoginler bile vedaların özünü kavramaya zorlanmıştır. Bu nedenle Tanrısal Kozmik Gök Hocaları dünyaya gelerek veya gelmeden dünyadaki kendi öğrencileriyle temasa geçip, onlara bu vedaların gizemini yeni metinlerle açıklamıştır. Bu, Vedalar ortaya çıktıktan binler yıllar sonra gerçekleşen bir olaydır. Bu yeniden verilen (açıklayıcı) metinlerin, bir anlamada deşifre eden metinlerin adı UPANİŞADLARdır.

Söz konusu birkaç yüz çeşitli upanişad kitaplardan söz ediyoruz. Şu anda bilinen 150-200 civarındadır. Ama eski çağlarda bine yakındı. Böylece ortaya VEDANTA çıkmıştır. Yani Vedaların açıklanması ve zirvesi. Vedanta’nın ana konusu Atman ve o Atmanla ilgili tüm Tanrısal bilgeliktir. Atman nedir diye tekrar sorarsak, o Tanrı’nın veya Realitenin özbenidir. Son zamanlarda, 19. yy.da Vedanta tekrar ortaya çıkar ve 20. yy.a dek çeşitli Hint filozoflarının çalışmalarında devam eder. Ve Atman’a 20. yy.ın başından itibaren Batı Dünyası “Ben Ne İsem O’yum” adı verir – ve aslında bu da Tanrı’nın yeni adı değildir – çünkü ilk defa bu kendi ismini “Ben Ne İsem O’yum” Tanrı Musa Peygambere vermişti. Ama ezoterik metinlerde ve dünyada yaygın öğretilerde pek kullanmamıştı. Böylece Vedanta Vedaların konusunu zirveye götürüyor ve Atman-Realite ve Maya-İllüzyon arasında olan farkı ve bağlantıları net bir şekilde açıklıyor. Vedaların diğer amacı insanı bu dünyanın illüzyonlarından arındırmak ve onu gerçek kendine götürmek – çünkü eğer insan gerçek kendini bilmiyorsa, Realiteyi bilmesi, gerçek Tanrı’ya ulaşması imkansızdır. Böylece gerçek hayatı yaşaması, özgür hayatı yaşaması ve mutlu olması mümkün değildir.

19.yy.da dünyaya gelen büyük filozof Swami Vivekananda insanlığın daha çok maddiyata, dünyevi illüzyonlara, beyin illüzyonlarına battığını görerek ve dünyanın durumunun gittikçe daha karmaşık olduğunu fark ederek idrak ediyor ki insanların o eski çağların Vedanta bilgilerine çok ihtiyacı vardır. Ve kendi hocasından - Avatar Şrira Makrişna – aldığı Yüce Tanrısal Bilgeliği kendisi de geliştiriyor ve dünyaya böylece Neo-Vedanta olarak tekrar veriyor. Vivekananda’nın çeşitli kitaplarından en değerli Karma Yoga, Cinanda Yoga, Radja Yoga, Bhakti Yoga, Pratik Vedanta, vs.dir.

Neo-Vedanta Advayta Vedanta olarak ortaya çıkıyor ve netleşiyor. Advayta Vedanta ise Vedaların Vedanta’nın, Neo-Vedanta’nın ve aslında tüm dünyanın felsefe öğretilerinin piramidinin zirvesidir. En yüce noktasıdır. Çünkü Advayta Vedanta teklik felsefesidir. Ve bu felsefenin özü ve ana konusu Realitenin ta kendisidir. Advayta Vedantaya göre dünyada ve evrende iki şey yoktur. Maya veya İllüzyon gerçek sayılamıyor. O hiçbir zaman gerçek değildir, olmayacak. Tek gerçek Atman’dır. Bir örnekle göstermek gerekirse: Bir yaz günü denize baktığımızda denizin üzerinde milyarlarca güneş yansımaları gözükür. Ve hatta birbirleriyle birleşip parlak ışık saçan geniş bölgeler oluştururlar. Bu yansımaların herhangi birisine yakından baksanız görürsünüz ki o dalganın üzerinde oluşan güneşin küçük yansımasıdır. Her biri küçük bir güneş gibidir. Ve onlar sayısız çoktur. Ama onların hiçbiri gerçek güneş değildir. Yansımalara bakarak insan aldanır. Gerçek tek güneş her zaman kendi gökteki yerindedir.

Neo-Vedanta insana – sen de bu küçük yansıma gibisin, sen bu kişi değilsin, sen Yüce varlıksın, sen göklere, realiteye aitsin, sen de bir güneşsin aslında – ve o gökteki Realiteni öğrenme zamanı gelmiştir – diye öğretiyor.

Vivekananda’nın tüm çabası insanları uyandırmaktır. Ve onlara Gerçekten söz etmektir. Çünkü İllüzyonlara Gerçek diyen insan bu dünyada köle olarak yaşamaya devam ediyor. Özgür değil ve olması da mümkün değil. İnsanı sadece Gerçek kurtarıyor.

Ve Vivekananda kendisine verilen, eski çağların değerli öğretisi Advayta Vedanta’yı sadece kendi öğrencilerine, vatandaşlarına değil, Amerika’ya, Avrupa’ya, Japonya’ya, tüm dünyaya öğretmiştir. Onun temiz, yüce ve saf kitapları bugün de büyük değer taşıyor. Çünkü insanın bugünkü özgürlüğe olan ihtiyacı çok daha yoğundur. İnsanlık çok daha büyük İllüzyonların içine girmiştir. Ve Realiteden iyice uzaklaşmıştır. Ama her zaman olduğu gibi bugün de insanın acıları ve ıstırapları onu Gerçeği aramaya mecbur ediyor. Ve Gerçeği arayan Gerçeği buluyor.

İlk önce Gerçeği bilen ışık taşıyanları bulup onlara bu dünyayı aydınlatan gerçek ışığın kaynağını öğretir. İşte bu kaynaklardan biri Swami Vivekananda’nın öğretisidir.

 

 
    VEDALAR
 
Hindistan edebiyatının en eski, görkemli, yüce ve kutsal kitapları olan Vedalar dört kitaptan oluşmuştur: Rig-Veda, Yadjur-Veda, Sama-Veda ve Ahtarva-Veda. Dünya ezoterik Öğretileri arasında bu kitaplar, Kozmik Temel Bilgileri ve ezoterik bilgeliğin esas konularını  içeriyor. Veda - Bilgelik demektir fakat en yüce, gizemli ve Tanrısal anlamda Bilgelik. Bu nedenle Vedalar gibi kitapların metinleri şifrelidir ve onları içeren Yüce Bilgeliği ortaya çıkarmak için yedi gizemli anahtara ihtiyaç vardır. İşte ezoterik Öğretilerin gizemli Bilgeliği burada başlıyor fakat bitmiyor çünkü o sonsuzdur.
 
Vedaların sonsuz Bilgeliği, onların ortaya çıkmasında da kendini gösteriyor. Vedaların kendilerine göre bu kutsal kitapların içindeki bilgelik, dünyada daha insanlar olmadığı zaman, hatta hayat da olmadığı zaman, dahası Dünya gezegeni, Güneş Sistemi ve Evren bile olmadığı zaman Vedalar varmış. Evren ve onun içindeki her şey Vedalara göre yaratılmıştır. Normal insan aklı böyle ifadeleri almaz. Ama bu kitaplar insan aklının kapasitesini aşıyor ve en derin ve Tanrısal Kozmik Ruhsal Kültürü içeriyor. İşte bu nedenle Vedaları her okuyan anlayamaz. Onları anlamak için söz konusu olan Yüce Ruhsal Kültüre sahip olmak zorundayız. Ancak o zaman bu şifreli metinler içerdiği sonsuz Tanrısal Bilgeliğe ulaşmamız mümkündür.
 
Tabi ki Hindistan’da böyle yüce, büyük Hocalar, Rişiler ve Gurular her zaman vardı ve onlar Vedaların görkemli Bilgeliğini çözmüş ve kendi Öğretilerinde, kitaplarında ve yorumlarında bize yazıp bırakmışlardır. Onlara göre Vedaların gerçek kaynağı; Brahma Tanrısıdır. Vedalar ilk önce binlerce yıllar bu yüce Hocalar, Rişiler ve Gurular tarafından hiçbir yere yazılmamış halde bilinmiş ve sanki Göksel Kitaplardan alınıp insanlara okunmuştur. Ve sadece birkaç bin yıl önce Bilge Rişi Vyasa, Vedaları kitaplara dökmüş ve Kutsal Metinleri düzenlemiştir. Bazen beşinci Veda adı verilen Mahabharata’yı da, Puranaları da, Vedantayı da bu yüce Rişi Vyasa toplamıştır. Hindistan’ın ve tüm dünyanın gerçek Yoga Hocaları için en büyük otorite olan Bhagavad Gita kitabı ise, Mahabharata’nın en önemli parçasıdır. Bu yüce Öğretiyi beş bin yıl önce Sri Bhagvan Krişna Avatar tarafından öğrencisi Arjuna’ya verilmiştir.
 
Vedaların konusu ve özü nedir diye sorduğumuzda; cevap şudur: Evrenin yaratılışı, Sonsuz Kozmik Hayatın en Yüce Hedefi, o Hedefe götüren Yol, Güç ve Araç. Nedir o Yüce Hedef diye sorduğunuzda, Vedalar, Atman diye cevap verir. Atman, Vedaların ve Vedaların devamı ve zirvesi olan Vedanta’nın en büyük gizemidir. Atman’ı bilmek, O’nu Ruhsal Evrim Yolundaki Hedef olarak görmek, O’na ulaşmak ve O’nunla birleşmek Yüce Tanrı ile birleşmek anlamına geliyor. Çünkü Atman Tanrı’nın Yüreğidir, O’nun Özbenidir, O’nun doğasıdır ve aynı zamanda insanın da Yüreğindeki Canlı Tanrıdır. Vedanta ise bu konuyu daha detaylı ve net bir şekilde anlatmaktadır.
 
 
                                                                                   VEDANTA
 
                           “İnsanın düşünmesine izin verin. İnsanın tüm şöhreti onun düşünen bir varlık olmasıdır.”
 
                                                                               Vivekananda
 
İnsanın düşüncesi ve aklı ne kadar özgür olursa, o o kadar özgür ve yüce bir varlık haline gelir. Vedaların devamı ve zirvesi olan Vedanta, insanlığın en özgür ve en yüce düşüncesinin meyvesidir. Vedanta felsefesi dünyada var olan en yüksek felsefe ve düşünce kültürüne aittir. Vedanta’nın içinde üç büyük bölüm vardır ve bu üç bölüm bir felsefe piramidi oluşturuyor. Bu piramidin tabanında; Dvaita Vedanta (Madhava’ya ait düalite, ikilik felsefesi) yer alıyor. Ortasında; Vişişta Advaita Vedanta (Ramanudja’ya ait yumuşak teklik felsefesi) yer alıyor. Ve en tepesinde; tüm dünyanın evrensel ezoterik felsefelerinin zirvesi olan Advaita Vedanta (Teklik Felsefesi) yer alıyor. Bu Teklik Felsefesinin ilk yaratıcıları olarak Govinda, Goudapada ve Sri Shankara Charia biliniyor. Vedanta dışında olan diğer felsefe öğretileri ise ya bu üç en eski Hint felsefesinin modifikasyonlarından biri olabilir ya da Dvaita Vedanta’nın altında yer almaktadırlar. Böylece üçlü klasik Vedanta, insan düşüncesinin sonsuz özgürlüğüne atılan en cesur ve en büyük adımlarıdır. Ve Advaita Vedanta-Teklik Öğretisi- insanlığı Tanrısal, Mutlak Yüceliğe evrende mümkün olan en Üstün Ruhsallığa ve Özgür bilince götürüyor. Aynı zamanda tüm Maya’dan (illüzyonlardan) kurtarıyor ve Yüce Gerçeğe- Realiteye götürüyor. Advaita Vedanta’ya göre Evrende tek Realite var: Atman (Yüce Tanrısal Ben veya Tanrı’nın Öz Ben’i) . Atman ise Brahman’a (Yüce Yaratan Tanrı’ya) eşittir. İnsanın gerçek özü O’nunla daima birdir. Dünya ve insan şahsiyeti ise sadece Maya’dır- evrensel illüzyonlardır. İşte bu Advayta Vedanta'nın en kısa formülü.
 
 

VEDANTA, UPANİŞADLAR

ve ADVAYTA VEDANTA.

Uttara Mimamsa veya Vedanta. Vedanta Vedaların tamamlayan en Yüce Zirve “Cnana-Kanda”  Ezoterik  Felsefesidir. Tüm altı çeşit Hint Felsefe Okulu veya Yönü Vedalar ve Vedanta’dan gelen en önemli bir noktada birleşiyorlar: onların hepsi Dünyanın acı verici engellerinden, doğum ve ölüm zincirlerinden , egoistik davranışlardan, isteklerden ve hareketlerden ortaya çıkan hataların ve günahların ıstırabından insanın Kurtuluşu ve Özgürlüğe kavuşmasıdır. Hepsi de bu zincirleri kırıp Özgürlüğe kavuşmak için  tek Yolu olarak AVİDYA – Cahilliği yok ederek Tanrısal Bilgeliğe VİDYA’YA ulaşmasını  görüyorlar.

UPANİŞAD (Sanskritçe, Gerçeği öğrenmek için Yüce Hoca’nın yanında oturmak demektir) aslında Gizemli Yüce Ezoterik Bilgeliğe Ulaşmak amacı ile Yüce Hocanın Bilinç Seviyesine Ruhsal Yükseliş anlamına geliyor, yani öğrenci kendi Ruhu ve Bilinci ile Hocanın Yüksek Ruhunun ve Bilincinin yanında yer alıyor demektir ve sadece böylece Hoca öğrencisine Yüksek ve Gizemli konuları açıklayabiliyor. Bu açıklama ise öğrencinin kendisinin içindeki Yüksek Ruhsal boyutlardan geliyor. Çünkü Upanişadlar Vedalara göre daha çok İnsanın İç Evreni ile ilgileniyorlar. En eski ve Temel Upanişad sayısı – 14, Esas Toplamı – 108 (Hintliler için Kutsal sayı), ama sonra da eklenen Upanişadlar la birlikte 200 fazla.

Upanişadlar  dış Ritual - Hareket Yolu (“Karma Marga”)  yerine İç Ritual Yüce Bilgi ve Tanrısal Bilgelik Yolu (“Cnana Marga”) yani tam Ezoterik Felsefe’yi ortaya koyuyorlar. Upanişadların en temel konuları şudur: Gerçek İnsan nedir; Gerçek Ruhsallık ve Ahlak nedir; Objeler ve duygusal tutkulardan Kurtuluş, ve sonunda Karanlıktan, Yok oluştan, Ölümden, Istıraplardan, Maddi Dünyadan Kurtuluş; Hayatın En Yüksek Amacı; İnsan Ruhunu en Yüce Realite, Her şeyi Yaratan ve içeren Mutlak Ruhsal Başlangıç  olan Brahman’la (bu kavramda kelimenin man kısmı vurgulanıyor) birleştirme Yolu.

“ŞVETAŞVATARA UPANİŞAD” diyor: “İlk Neden nedir? Brahman mı? Biz nerde Yaratıldık, nerden geliyoruz? Ne ile ve nerede yaşıyoruz? Temelimiz ne? Nereye gidiyoruz? Kimin Yönetiminin altında biz burada mutluluk ve acılar içinde yaşıyoruz? Bunların nedeni Zaman mı, Doğa mı, gereklilik mi, Rastlantı mı, İlk Elementler mı, Ruh mı (“Puruşa”)?” Upanişad Filozofları bu tür hayatın Temel sorularına cevap ararken anlamışlardı ki, bu soruların hepsine veya hiç olmasa sadece birine cevap bulana kadar insanın hayatı bitiyor ve o ne bilgiye ulaşabiliyor, ne de o bilgiyi uygulamasına zaman kalıyor. Ama o zaman ortaya en zor Felsefe problemi çıkıyor: bir hayat içinde en Yüce Kurtarıcı Bilgiye ve Bilgeliğe  nasıl ulaşmak mümkün? Ayrıca Ulaştıktan da sonra en önemlisi bu Bilgiyi Uygulamak, kullanmak ve Yüce Hedefe Ulaşabilmek mümkün mü? Bunu İmkanı ve Yolu var mı? Varsa nedir bunun Yolu? Bu noktada o eski Upanişad Filozofları çok önemli bir Metodoloji bulmuşlar. O da aslında bir  soru, şu soru: Her şeyi içeren, Bütün Sonsuz Evrenin Sonsuz Bilgilerini, tüm Tanrısal Bilgeliği içeren Bir Şey, Bir Konu var mı? Varsa sadece o Konuya Konsantre olalım, o Konuyu araştıralım, inceleyelim, idrak edelim de, o Konuyu Öğrenirken, aynı zamanda uygulamış da olalım demişler. Peki nedir o her şeyi içeren Tek Konu? Cevabını da bulmuşlar – ATMAN – Mutlak Obje  Brahmana özdeş olan “Mutlak Subje”, Evrensel, Tanrısal Ruh, Başlangıç. Ekzoterik olarak Vedalara ve Upanişadlara göre insanın yedi Prensibinden veya Boyutundan En Yükseği Yüce Tanrıya özdeş olan içindeki 7. Prensiptir. Ama Ezoterik açıdan – O’na Tek Olan Kozmik Ruh diyorlar. İşte buluş budur. Bu müthiş Sorunun kendisi belki de en büyük Felsefe buluşudur. Cevabında Yüceliği soruya eşittir!

Böylece Upanişadların Merkez  Konusu Atman oluyor. Çünkü Atmanı – “MUTLAK BEN’E” erişen, aynı zamanda Brahmana da ulaşmış oluyor. Bununla ilgili Konular – Atmanın doğası, Atman ve Brahman Birliği, ve Özgürlüğe (“Mokşa”) götüren Kurtuluş Yolu, insanın kendi Kendisini – İç İnsan olan Atmanı  öğrenmesi ve böylece Brahmana dek Yükselmesi. Çünkü Vedalar ve  Vedantaya göre sonlu olan, geçici olan her şeyin anlamı – sadece Sonsuz olan Atmanın (eşittir Brahmana) yansımalarıdır.   “Atmanın içinde Sonsuz olanı öğrenmek gerekiyor, bunu dışında hiçbir şeyi öğrenmeye ihtiyaç yok”, diyor Şvetaşvatara Upanişad. Çünkü bireysel boyutunda Atman algılayıcı doğası nedeni ile,  algıladığı objelere bağlanıyor  ve özgürlüğünü kayıp ediyor. Ama Kendi Yüceliğini, Tanrısallığını ve Ruh olarak bağımsızlığını öğrenince, Kendinin içinde Yüce Tanrı Brahmoyu bulunca ve O’nunla birleşince “O tüm bağlarından kopuyor ve Özgürlüğe kavuşuyor”

“AMRİTABİNDU UPANİŞAD”  Ölümsüzlük Damlası Bölümünde şöyle diyor: “1.İki çeşit akıl vardır: temiz, ve temiz olmayan. Temiz olmayan aklı istekler yönetiyor, temiz aklın ise istekleri yoktur.

2.Şöyle ki,  insanların zincirlerini yaratan  akıldır ve Özgürleştiren de o.

Zincirler içinde olan akıl şeylerle bağlıdır, özgür olan ise – her şeyin dışındadır”... “Şeylerle bağlantı kesildiği zaman, akıl Yüreğin içindedir. İşte o zaman insanın Özü ortaya çıkıyor ve o en Yüce haline kavuşuyor.”... “Bilgi Gözü ile yönlendirilen En Büyük Yücelikle alevden gibi ateşlensin. Bölünmeyen, hareket etmeyen, rahat olan “bu İyiliğin – ben tam Kendisiyim” diye idrak edilir Kutsal Kitaba göre”

Başka bir “İŞA UPANİŞAD” diyor: “Bilgisizliğe saygı gösterenler kör karanlığa giriyorlar; Sanki daha da büyük karanlığa giriyorlar bilgiden haz alanlar. Gerçekten diyorlar ki, O (Yüce İlke) Bilgiden de, bilgisizlikten de farklıdır.” “Ortaya çıkmayana, görünmeyene saygı göstermek kör karanlığa girmek demektir. Sadece ortada olana, görünene değer veren, daha da büyük karanlığa giriyor. Gerçekten diyorlar ki, O (Yüce İlke) ortaya çıkandan da, çıkmayandan da (görünen ve görünmeyenden de) farklıdır. Biz böyle duymuştuk. Bilgelerden, onlar bize bunu anlatmışlardı”.”Gerçekten, kim tüm varlıkları Atmanın içinde görüyorsa ve Atmanı da tüm varlıkla            rın içinde görüyorsa, o korkusuz olur. Atman araştırmacı için tüm varlıklarla bir olduğu zaman, bu tekliği gören için nasıl bir körlük veya üzüntü olabilir ki?”

“ATMA UPANİŞAD” açısından üç tür PURUŞA (Sanskr. – “Şehirci” yanı insanın bedeninde sanki bir Şehrin içinde gibi yaşayan  Ruh – Gerçek İç İnsan) vardır: dış Atman, iç Atman ve En Yüksek ve Yüce (Üstün) Atman. Birinci Atman – kemik, et, kol bacak vb. parçalardan oluşan insanın fizik bedeni. İkinci Atman – çeşitli istekleri, duyguları, düşünceleri, hafızası olan; dans, şarkı, müzikle uğraşan, bilinçli olan, araştırmalar yapan, öğrenen, anlayan, hareket eden iç insandır. Üçüncü Üstün Atman ise – Kutsal OM kelimesi ile simgelenen, Üstün Atman hakkında düşünene Düşünmede ve Yoga’da (nefesi kesip, duygulardan ayrılıp O’nunla birleşene)  açılan; “incir tohumuna benzeyen,..  bilinmeyen, doğmayan, ölmeyen, kurumayan, yanmayan, bozulmayan, titremeyen, çatlamayan, niteliği olmayan her şeyin Gözlemcisi, temiz olan... her şeyin içine giren, düşünülmeyen, yazılmayan, kirli olanı temizleyen, hareket etmeyen, geçmiş hayatlarıyla bağı olmayan - işte bu Puruşanın adı Üstün; En Yüksek Atman.

Bu Gerçek İnsan Teorisinin önemini tüm Hint Felsefe türlerinde ve Yönlerinde görüyoruz.: Yani İnsan nedir soruya bu Atma Upanişad Teorisin cevabı şu: bilinen insan, aslında insan değil, yani insanın bedeni, insanın duyguları, aklı, hafızası ve vb. İnsanın kendisi değil de onun sadece bu Dünyada yaşamak için kullandığı araçlar. İnsanın Kendisi ise – Gerçek insan – Üstün Atman’dır. Dış ve iç Atmanlar ise sadece onun kullandığı Araçlar. Ama bu üç Atman aslında tek olan Puruşanın çeşitli boyutları. Ve Gerçek İnsan bir Bütündür: Onun Yüce tarafı da var alçak tarafı da var.

Ama en önemlisi İnsanın bilinmeyen Yüce, ölümsüz, Tanrısal tarafıdır yani İnsanın içindeki Yücelik, İnsanın Ruhun Yüceliği, yani Gerçek Kendisinin Yüceliği!

Ünlü “MANDUKYA UPANİŞAD” Atmanı, Vedaların Gizemini ortaya çıkaran Anahtar Söz - Kutsal Söz AUM açısından anlatıyor. “AUM! Bu Ses – her şey demektir. Onun anlamı şu: Geçmiş, şu An (Bugün), Gelecek – işte budur Aum Sesi. Ve bu üç Zamanın dışında olan da AUM’dır. Çünkü bunun hepsi – Brahman. Bu Atman – Brahman’dır. Bu Atmanın Dört Adımı vardır.”

1.      İnsanın Uyanık hali “dış Dünyayı bilen, 7 organı ve 19 ağzı olan” – Atmanın  1.Adımıdır.

2.      İnsanın Rüya görme hali “iç Dünyayı bilen, 7 organı ve 19 ağzı olan” – Atmanın 2.Adımıdır.

3.      İnsanın “isteksiz, rüyasız Derin Uyku hali, tek olmuş Bilgelik (Pradjnya) ve Sevinçle dolu olan, Yüzü – Düşünce olan” – Atmanın 3. Adımıdır.

“İşte Bu Genel Hükümdardır, işte Bu her şeyi Bilen, İşte bu İç Yönetici, işte bu her şeyin Kaynağı, tüm varlıkların Başlangıcı ve Sonu olan da işte budur.”

4.      Ama O’ndan daha da üstün olan Atmanın bir Adımı daha var. “(Sadece) Dış Dünyayı bilmeyen, iç Dünyayı bilmeyen, ikisini de bilmeyen, ama Bilgelikle dolu olan, bilgi de değil, bilgesizlik de değil, görünmeyen, söylenmeyen, yakalanmayan, fark edilmeyen, düşünülmeyen, gösterilmeyen, Tek olan Atmanın İdrak Edilen Özü, ortada olan Dünyayı irinmesi, rahatlamış, mutluluk veren, ikiliği olmayan – işte buna

     Atmanın 4. Adımı diyorlar.

İşte Bu Atman’ın tam Kendisi. İşte O’nu İdrak etmek  gerekiyor.” Yani O – En Yüksek ve Yüce, Brahman’a eşit olan Üstün Atman’ı fark etmek, keşfetmek, aramak, araştırmak, bulmak, incelemek, öğrenmek, bilmek, idrak etmek ve sonun da O’nunla Birleşmek gerekmektedir.

 Bu Yüce metinde çok net görüyoruz ki, Gerçek ve Bütün İnsanın aynı zamanda 4. hali veya sıfatı vardır: Uyanık, Rüya Görme, Derin Uyku ve En Üstün bilinmeyen 4. halı. Bunların tümü Atmanın Kendisidir ve aynı zamanda O’nun  4 adımı veya halidir (sıfatı). Bu Upanişada göre İnsanın içinde hem Tek ve her şeyin Yüce Kaynağı olan, her şeyi Bilen ve Yöneten Yüce Hükümdar (Atmanın 3. Adımı) vardır. Hem de daha da Yüce, En Üstün, bu Hükümdarın Özü olan, Brahmana eşit olan Atmanın Tam Kendisi veya 4. Adımı vardır. Böylece İnsanın Evrimdeki En Yüce hedefi de onun içindedir: öyle ise O Yüce Hedefe götüren Yolda insanın içinde demektir.

Bu Atman AUM Seslerine göre şöyle yorumlanıyor:

1.      İnsanın Uyanık “vayşvanara” hali (Atmanın 1. Adımı) – A Sesi’dir.

2.      İnsanın Rüya görme “taydjasa” hali (Atmanın 2. Adımı) – U sesi’dir.

3.      İnsanın Derin Uyku Pradjnya” hali (Atmanın 3. Adımı) – M sesi’dir. 

4.      “Söylenmeyen, tüm Evreni içinde eriten, Mutluluk getiren, ikisiz (düalitesiz) parçaları olmayan (Atmanın) 4. halidir. Böylece AUM Sesi Atman sayılır. Bunu biler her kimse kendi Atmanı ile En Üstün Atmanın İçine girebiliyor” ve O’nun la Birleşiyor. Atmanın 4. Adımı – Sessizliktir.

Dikkat etmeye gerek olan şey – En Üstün Atmana kendi Atmanı ile ulaşmak mümkündür. AUM Kutsal Sesinin anlamı şimdi ortaya çıkıyor. Üstün Atman Kendinin 4. Sessiz halinden başlayarak  M-U-A Sesi ile Evrenin EnYüce katından başlayarak aşağıya doğru yaratıyor. İnsan ise kendinin Uyanık (A) halinde iken En Yüce Üstün Atman-Brahmana (Evrimin ve Hayatın En Yüce Hedefine) ulaşmaya istiyorsa, o A dan U’ya ve M’ye, yani içindeki Atmanın 3. Adımına Yükselmelidir. Ondan da sonra o içindeki kendi Atmanı ile (Atmanın 3.Adımı) En Üstün Yüce Atman-Brahmana Yükselebilir.

Vedantaya göre İnsanın En Yüksek Hayat Hedefi, O Hedefe götüren Yol, O Yolda götüren Araç ve Güç – hepsi Gerçek ve Tam Bütün olan  İnsanın Kendisinin içindedir ve O da – Atmanadır. Onun Sembolü ise Kutsal Söz AUM’dır. Onun herkesçe  bilinen dörtte bir “parçası” veya tarafı ise bildiğimiz insandır, yani biziz.

Peki böyle bir Yücelme ve Yükselmenin metodolojisi nedir diye sorsak, bu soruya “ÇHANDOGYA UPANİŞAD” cevap veriyor.  “En ince Öz’le her şey ruhsallaşmıştır. O tek Gerçektir (Realite). O Atmandır.”  “Gerçekten Ruh tarafından terk edilmiş beden ölüdür. Ruh ise ölümsüzdür. En ince Ruh olan Öz’le her şey ruhsallaşmıştır. Bu tek olan Gerçek (Realite). İşte bu Atmandır.” “Bu en ince Öz-Ruh – her şeyin temelidir. O bir Gerçektir Varlıktır. O – Atmandır. Sen Şvetaketu, Onunla birsin.” “Gerçekte Atman sözü tüm kelimelerden daha da büyüktür. Bu sözü bilen anlayamayacak hiçbir şey yok: o Vedaları ve eski metinleri, dil bilimini ve matematiği, Zaman bilimini ve kehanetler ilmini, mantığı, Ahlak Kurallarını, etimolojiyi, Kutsal metinler ilmini, silahlar ilmini, Astronomiyi, Yılanların ve Dahilerin bilgisini. Göğü ve Dünyayı, Havayı, Esiri, Suyu, En Yüce Varlıkları, insanları, hayvanları, kuşları, bitkileri, ağaçları, - en küçüğüne kadar tüm canlıları ve yaratıkları,.. doğrusunu da eğrisini de, gerçeği de yalanı da, iyisini de kötüsünü de, tatlısını da acısını da. Eğer Atman Söz’ü olmasa idi, ne doğrusu ne de eğrisi, ne gerçeği ne de sahtesi, ne iyilik ne de kötülük, ne hoş olanı ne de hoş olmayan öğrenilemezdi. Bu Söz her şeyi fark ettiriyor. Bu Sözün, Atman Sözün doğru anlayışın kabul et.” Sonra Atman Sözünü doğru anlamasını şöyle anlatılıyor.

Atman Sözünün doğru anlamı, doğru hizmet ederken geliyor. Kurbanlık olmazsa doğruluk da yok demek. Sadece Kurban hizmeti doğru eder. Fedailikle (kendini feda etmekle) hizmet doğru oluyor. Ama kendini Feda etmeyi de, hizmeti de öğrenmeyi istemek gerekmektedir. Ancak hizmet ederken içinde bir Sevinç hissedersen hizmeti öğrenebilmek mümkün. Istırap çeken hizmet etmiyor. Sadece Sevinçle dolu olduğu zaman doğru hizmet geliyor. Ama Sevinci öğrenmek lazım. Sonsuzluğun dışında sevinç yoktur. Sonu olan hiçbir şeyde Sevinç yok. Sevinç – Sonsuzluktur! Ama Sonsuzluğu öğrenmeye istemek gerekmektedir, diyor Çhandogya Upanişad.

“Gerçekten gören ne ölümü, ne hastalığı, ne de ıstırabı görür. Gerçekten gören Atmanı görür, Göreni (Evrenin Yaratıcısını – Atmanı)  O’nun Görüşü ile (Atmavidya) Görür ve o her yerde ve her şeye ulaşabilir.” “Atman – Tek olan Gerçek Realite – insanın Yüreğinde’dir. Tanrı insanın Yüreğinde dedikleri zaman, Yürekteki Atman’dan bahsediliyor. Aslında Atman Yürek demektir. – Kendi Bilinci ile Kendini idrak eden Sevincin Sonsuz Varlılığı demektir. Günden güne bunu bilen insan Göksel Yüce hayata ulaşabiliyor.” “Böyle, benim değerlim, ölmek üzere olan insanın başında akrabalar toplanıp soruyorlar ona “Sen beni tanıyor musun?” “Sen beni tanıyor musun?”  ve onun söylevi aklına girmemişse, aklı – nefesine, nefesi – ateşe, ateşi ise en Yüce Tanrıya girmeyene kadar o onları tanıyor.

Ama ne zaman onun Söylevi aklına girer, aklı – nefesine, nefesi ateşe, ateşi en Yüce Tanrıya, o zaman o akrabalarını tanımaz.

İşte  bu en ince Öz-Ruh – her şeyin temelidir. O bir Gerçektir Varlıktır. O – Atmandır. Sen Şvetaketu, Onunla birsin.”

Çhandogya Upanişad böylece Gerçek İnsanı kim veya ne olduğunu ispatlıyor: “Sen O’sun o Şvetaketu (öğrencinin adı), sen Atman’sın.”  Yani Sonsuz bir Ruhsun, O Yüce Ruhun Merkezi - Yürek’sin, Sevinçsin, Sonsöz Varlılığın ta Kendisisin, diyor bu Upanişad ve onunla birlikte binlerce yıl tüm Hint Felsefe türleri de bunu tekrarlıyorlar ve bu fikre son derecede sadakat gösteriyorlar. Gözümüzle gördüğümüz insan gerçek insan değil. Geçek insan – Atmandır. Atman nedir diye sorduğumuzda, buna Hint Filozofları daima şöyle cevap verirler: “ATMAN – SAT-ÇİT-ANANDA SVARUP’DIR”. SAT –Sonsuz  Mutlak Varlılık, ÇİT -   Sonsuz  Mutlak Bilinç, ANANDA – Sosuz Mutlak Sevinç (en üstün Mutluluk), SVARUPA ise  bu üç şeyi birleştiren Atmanın Doğasıdır.  Vedalar’dan sonra Vedanta da işte buna Gerçek İnsandır diyor ve bu Ana Fikir daha sonra Antik Çağın Arkaik Döneminden bu yana, Eski Yunan Filozoflarından XX. yüzyılın Fizikçilerine dek çok sayıda filozoflar, düşünürler, ilim adamları ve Felsefe Öğretileri tarafından kabul edilmişti. Eğer bunlardan bir örnek verelim dersek XX. yüzyılın en Büyük Fizikçisi ve İzafiyet Teorisin Yaratıcısı Albert Einstein 40. yıllarda Berlin civarlarında olan yazlık evinde Hindistan’ın Büyük Şairi ve Filozofu, “Gitandjali” şiir kitabı için Nobel Ödülü alan Rabindranath Tagor’la  Realite ve Atman hakkında konuşuyorlardı. Bu görkemli sohbette Fizikçi Evreni Yaratan ve onun Temelini oluşturan Öz Realiteye, çağdaş Fiziği çok iyi bilen, bu konularda kitaplar yazan Şair Atman diyordu. İkisi de farklı ilim dillerinde (Fizik ve Felsefe dillerinde) aynı Gerçekten söz ediyorlardı ve bunu çok iyi  ve sevinerek idrak ediyorlardı.

ADVAYTA VEDANTA, Dvayta ve Vishishtadvayta birlikte Vedantayı  oluşturan ve aynı zamanda hem Vedanta’nın içinde, hem de tüm Hint felsefesinin içinde en Yüce Teklik Felsefesidir. Burada bir Felsefe Piramidi söz konusu. Tüm Dünya Felsefesini bir yere getirsek önümüzde bir Piramit şekli göreceğiz. Bu Piramidin altında Düalistik Felsefe Öğretileri yer alacak; Piramidin orta kısmında Düaliteyi ve Tekliği birlikte kabul eden (Karşıtlar birliği olarak kabul eden) Felsefe Öğretileri yer alacaktır; Piramidin zirvesinde ise Teklik Felsefe öğretileri yerleşecektir ve bu Felsefe Piramidinin zirvesinin en ucu Advayta Vedanta’nın tam yeridir. Böylece insanlığın kurduğu Felsefe Piramidinin en aşağısında en kaba, primitif, materyalistik Felsefe Öğretilerinden en yukarıda olan, en ince ve en Yüce Felsefe Öğretisi olan Advayta Vedanta’ya kadar önümüze insanlığın Ruhunu ve Bilincini Yücelten ve Yükselten Piramit merdivenlerinden oluşan Büyük bir Yükseliş Yolu ortaya  çıkıyor. Bu Felsefe Piramidinin merdivenlerinin her basamağında o seviyeye ait olan Felsefe öğretisi vardır ve her birinin zaman ve tarih içinde kendi ayrı yeri vardır. Ve her miller,  ve her bir halk, ve her bir insan aynı anda bu muazzam Piramidin üstünde kendi Ruh ve Bilinç seviyesine göre bir basamak almıştır. Çünkü Ruhsal açıdan herkes farklı seviyededir ve biz burada da Hiyerarşi Prensibi görüyoruz. Ama tüm insanlık, ve her bir millet, halk ve ayrı bir insan kendinin “felsefe bebekliğinde” bu Piramidin en aşağıdaki ilk basamaklarından başlayarak yukarı doğru tırmanır ve sonunda bir “felsefe ihtiyarı Bilgeliğine” gelince bu Piramidin zirvesine ulaşmış olur.

Aynı şekilde Vedanta kendi kendine bir Piramit oluşturuyor: bu Piramidin en aşağısında - Tanrı (veya En Yüce Realite) ve insan iki farklı, ayrı şeydir ve hiçbir zaman birleşmeyecekler, diye bakan Dvayta (Düalite) Felsefesi yer alıyor; daha yukarıda – Tanrı (veya En Yüce Realite) ve insan farklı ve görünüşte ayrıdır, ama aslında birdir diye söyleyen, Vishish­tadvaita (Düalite ve Teklik birliği) Felsefesi yer alıyor; ve en zirvede – Tanrı (veya En Yüce Realite) ve insan birdir, hiçbir zaman ayrılmadılar, zaten ikilik yok, Gerçekte Düalite (Düalizm) yok, sadece illüzyonlar (Maya) yaratan Avidya (insan cehaleti) nedeni ile insan kendini Tanrıdan farklı görüyor diyen Advayta Vedanta yer alıyor. Şöyle de diyebiliriz: Vedanta Dünyanın en eski Felsefesi olduğu için, tüm Dünya Felsefe Piramidi, Vedanta Felsefe Piramidinden ortaya çıkmıştır. Bu yüzden Vedanta Dünya Felsefesinin Başlangıç Ana Felsefesidir. Advayta Vedanta ise tüm Vedanta’nın Ana Felsefesidir.

Advayta Vedanta Felsefe okulunun Tarihi en eski zamanlardan başlıyor. Bu Öğretinin ilk Hocalarının listesinde Narayana, Brahma Tanrıları ve Erken Vedik zamanların Yüce Rişileri yer alıyorlar. Advayta’nın İnsani Tarihi,   Akademik bakışa   göre  Büyük Gaudapada’dan başlıyor.  Ama  Advayta Vedanta’nın esas kaynakları Upanişadlar, Brahma-sutralar ve Bhagavadgita’dır. Bunlar ise sonsuz Vedaların devamı ve zirvesi olduğu için Advayta Vedanta Gaudapada’dan başlıyor demek doğru değil. Gaudapada’dan sonra ise Advayta Felsefesinin geliştirenler - onun öğrencisi  Govinda oluyor ve sonra da, Govinda’nın öğrencisi olan, VIII yüzyılda yaşayan Advayta Vedanta Felsefesin en ünlü Filozofu Yüce ve Büyük Şankara yer alıyor. Sonra, XIX. yüzyılda Advayta Felsefesi Ram Mohan Raydan Vivekananda’ya kadar yeni bir doğuşta Neovedanta Felsefesi’nin çerçevesinde yeniden ortaya çıkıyor.

Advayta Vedanta’nın Temel İlkesi şudur: Evrende Bir ve Tek olan Realite (Sat) Brahman’dır. Atman (bireysel “Ben”) ve Brahman (Yüce Tanrı veya Realite) iki şey değil Tek veya aynı şeydir: bunu Upanişadlar “Aham Brahmasmi” veya “Tat Tvam Asi” olarak belirtiyorlar. Atmanın ve Brahmanın Sonsuz Birliği Advaytayı diğer Vedanta Felsefesinin öğretilerinden ayıran özelliğidir. Yani insanın Yüce Ruhu (Atman) ve Tek olan Yüce Gerçek Mutlak Realite (Brahman) Tektir. Evren, Dünya... her şey – Çokluk aslında gerçek değildir, sadece İllüzyondur (Maya – Kozmik İllüzyonu). Bu İllüzyonun kaynağı  Cehalet’tir (Avidya) ve Brahmanın Magik Yaratıcı Gücü’dür (Yogamaya). Bu illüzyon kişiliğinden ve illüzyon Dünyadan insanı kurtaran ve Özgürlüğe (Mokşa) götüren  en Yüksek Yol ise ilk önce bu “sahte” kendibilinç, akıl ve illüzyon “bilgilerden”  kurtaran, Gerçeği Öğreten ve Çokluğu “ortadan kaldıran” Tanrısal Bilgelik Yoludur (Cnana Marga veya Cnana Yoga). Ama aslında kurtuluş insanın içindeki Yüce “Beni” ve Yüce Realite, Yüce Tanrı Tek ve Bir olduğunu İdrak edilmesidir.

Advayta Vedantayı incelerken asıl konu her zaman içsel Benin ve Brahmanın Birliğidir. Bu konu ile ilgili dört temel soru vardır.

1)      Brahman nedir?

2)      Brahmanı anlatan Vedanta Şruti (İşitilmiş) Metinlerinin verdiği Bilgi nedir?

3)      Brahman, O’nu anlatan Vedanta Metinleri ve içsel Ben arasındaki alaka (sambandha) nedir?

4)      Özgürlüğe (Mokşa) nasıl ulaşılabilir?

“BRAHMA-SUTRA” (aynı zamanda “VEDANTA SUTRA” olarak  biliniyor) Brahmanı şöyle anlatıyor: “Brahman bu Evrenin Yaratanıdır. Brahman sadece Şastralardan (Şastralar – tam güven kazanan ve Gerçek Yüce Kaynaktan verilen en doğru ve Yüksek Ezoterik Felsefe Yazılarıdır)  öğrenilebilir. Şastrala doğru bilgi Kaynağıdır. Brahman’ı öğretmek Vedanta metinlerinin esas amacıdır. Brahman Akıl Prensibi olarak Evrenin İlknedenidir.”1 Brahmo Sutraya göre Brahman  her şeyin içindedir: Güneşin ve gözün içinde, Akaşa, Prana, Işık, Manomaya (akıldan oluşan) Brahmandır; hareket edeni ve etmeyeni yiyen (çünkü sonuçta her şey yemek gibi Onun içine giriyor), Yüreğin gizemli mekanında yaşayan bireysel Yüce “Ben” ve Brahman, ikisi de Yüreğin içinde birleşiyorlar ve ikisi de Brahman; İç Yönetici, Görünmeyen, Göklerin ve Dünyanın Sığınağı, Sonu olmayan, en Yüksek şahsiyet, Büyük parmak boyunda olan, Bilgiden oluşan “Ben”, Tüm Güçlere Sahip olan, her şeyi parlatan, Kendisinin başlangıcı olmayan vb. her şey - Brahmandır. Ama aynı zamanda, Brahman Evrenin Yaratıcısı değildir. Çünkü her çeşit hareketin kendi motivi vardır. Ama Brahmanın hareketi sadece bir Kozmik Oyundur (Lila).

 


Copyright © 2004 - NV&V Hint Spiritüal Kültür ve Yoga Web Sitesi.

Tüm hakları saklıdır. Bu sitedeki eserlerin hiçbir parçası izinsiz olarak basılamaz, kopyalanamaz ve kullanılamaz.