H i n t   S p i r i t ü a l   K ü l t ü r   v e   Y o g a   W E B   S i t e s i
      
 
   Ana sayfa
      
    Yoga Kültürü
 
   Vedalar ve Neo-Vedanta
    
    Avatar Şri Ramakrişna
  
    Swami Vivekananda
 
     Karma Yoga
  
     Jnana Yoga
  
     Bhakti Yoga
   
     Raja Yoga
   
     Pratik Vedanta
    
     Diğer Eserleri
          
    Kütüphane
  
   
 
 
  
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
   
 
   
  
  
 
 
       
      
 
         SWAMİ VİVEKANANDA          
 
          SWAMİ VİVEKANANDA'NIN BİYOGRAFİSİ
 
       Yüce ruhsal dehaya sahip olan Swami Vivekananda, 1863-1902 yılları arasında yaşadığı kısa yaşamını yoğun çalışmalarla ve insanlığa ışık veren hizmetlerle geçirdi. Kalküta’da Datta ailesinde doğmuş ve gençliği boyunca bilime ve Batı felsefelerine karşı büyük ilgisi olmuştu.
 
Aynı zamanda Tanrı’yı idrak etmek konusundaki güçlü isteği onu hep araştırmaya itmişti. O her yerde Tanrı’yı arıyor, kutsal bir ünü olan herkese Tanrı’yı görüp görmediklerini soruyordu. Bu anlayış onu sonradan Gurusu olacak olan Sri Ramakrişna’ya götürdü. O ise onun tüm şüphelerini giderdi, onu aydınlattı, ona Tanrı görüşü ve bilgelik verdi. O, Sri Ramakrna’nın en sevgili öğrencisiydi.
 
Sri Ramakrişna’nın dünyayı terk edişinden sonra Vivekananda bir keşiş olup tüm Hindistan’ı baştan başa dolaşmaya başladı. Hint insanına duyduğu sevgi ve şefkat onu, Batı’dan ülkesi için maddi yardım aramaya sevk etti. 1893’te Chicago’da yapılan Dünya Dinler Parlamentosu’nda Hinduizmi temsil etmek için gittiği Amerika’da çok büyük sevgi ve hayranlık kazandı. O, nehrin farklı yerlerde doğup aynı denize ulaşması gibi, farklı dinlerde doğan insanların da sonunda aynı Tanrı’ya gittiklerini söylüyordu. Kısa zamanda onun mesajı tüm Amerika’ya ve Avrupa’ya yayıldı. O gittiği her yerde yüceliği ve ışığıyla insanları büyülüyordu.
 
Vivekananda dört yıl boyunca Amerika’da ve İngiltere’de Vedanta felsefesini yaydı ve sonra Ramakrişna Misyonunu kurmak için Hindistan’a döndü. Ülkesini ve tüm insanlığı ruhsal yüceliğe teşvik ederken, Hindistan’da yeni bir ulusal bilincin oluşmasını sağladı. Hayatı boyunca hiç durmadan çalıştı. O fedakarlığın yaşayan sembolüydü. Batı’ya yaptığı kısa bir seyahatten sonra 4 Temmuz 1902’de dünyayı terk etti fakat onun mesajı milyonlarca insanı aydınlatmaya ve insanlığa ilham vermeye devam ediyor.
 
 

Giriş

Batı’nın Hindistan’ı barbarların ülkesi olarak gördüğü dönemde, Amerika’da Hinduizmin ve Hint kültürünün büyüklüğünü ilan eden cesur keşiş. Sri Ramakrishna Paramahamsa’nın sevgili öğrencisi. O fedakarlığın yaşayan sembolü idi ve hayatını ülkesine, fakirlerin, ezilenlerin ve çaresizlerin  yardımına adadı. O uyku halinde olan Hintlileri uyandıran sözleriyle, büyük bir düşünür ve büyük bir eylem adamıydı. Gelecek çağlar boyunca o bir ilham kaynağı olmaya devam edecektir.

                                                                                                                                               D.Javare Gowea

 

SWAMI VIVEKANANDA

"Kardeşlerim, uzun gece nihayet bitmeye yaklaştı. Acılar ve üzüntüler yok oluyor. Bizim ülkemiz kutsal bir ülkedir. O şimdi yavaş yavaş uyanıyor, etrafımızdaki taze esintiye şükürler olsun. Kimse onun yüceliğini yenemez.

“Hepiniz ana vatanımız uğruna her türlü fedakarlığı yapmaya hazır mısınız? Eğer hazırsanız bu ülkeyi fakirlikten ve cehaletten kurtarabilirsiniz. Milyonlarca insanımızın açlık içinde olduğunu ve acı çektiğini biliyor musunuz? Onların çektiklerini anlıyor musunuz? Onların için gözyaşı döküyor musunuz?”

“Ne kadar zor olsa da her çeşit engeli aşmak için cesaretiniz var mı? En yakınınızdakiler size karşı çıksa bile hedefinizi takip etmek için kararlılığınız var mı? Ancak kendinize güveniniz varsa özgür olabilirsiniz. Çok güçlü bir bünye geliştirmek zorundasınız. Aklınızı, çalışarak ve meditasyon yaparak şekillendirmelisiniz. Ancak o zaman zafer sizin olacaktır.”

“Ben anavatanımı Amerika veya İngiltere’ye gitmeden önce de çok seviyordum. Döndükten sonra ise bu ülkenin tozunun her bir parçası bile bana kutsal görünmeye başladı.”

Bu mesajı Asya kıtasındaki her köşeye ileten kimdir biliyor musunuz? O Swami Vivekananda’dır.

 

RUHSAL FAKAT HAYLAZ

O bir sannyasi veya keşiş olduktan sonra Swami Vivekanda olarak tanınmaya başladı. Anne babası onu Narendra olarak çağırıyorlardı. Babası Vishwantha Data ve annesi ise Bhuvaneshwari Devi idi. Narendra 12 Ocak 1863’te Kalküta’da doğdu. Çok hayat dolu ve yaramaz bir çocuktu.

Narendra büyüdükçe yaramazlığı da artıyordu. Çevresindeki çocukların doğal lideriydi. Arkadaşları her zaman onun kararlarına uyarlardı. Bir keresinde ev sahibi çocukları: “Ağaçta bir şeytan var ve çocukları yiyor.” diyerek korkutmaya çalışmıştı. Narendra bu tehditten etkilenmedi. Diğer çocuklar hemen kaçarken, o bir dala oturdu ve saatlerce bekledi fakat şeytan görünmedi. Böylece ev sahibinin hikayesinin uydurma olduğunu ortaya çıkarmış oldu. Meditasyon onun için spor gibiydi. Fakat meditasyon yaparken bütün dünyayı unutuyordu. Yanında hareket eden bir kertenkele veya bir yılan bile onun konsantrasyonunu bozamıyordu.

Çocukken bile Narendra’nın sannyasinlere veya keşişlere büyük saygısı vardı. Ondan bir şey istendiğinde elinde ne varsa veriyordu. Bir keresinde doğum gününde yeni elbiseler giymişti, bir dilenci sadaka istediğini görünce ona hemen çıkarıp yeni elbiselerini verdi. O günden sonra evin yanından ne zaman bir dilenci geçse annesi onu bir odaya kilitliyordu. Fakat her dilenci Narendra’yı çok iyi tanıyordu. Bu yüzden dilenciler Narendra’nın penceresinin önünden ayrılmıyorlardı. O onlara elindeki ger şeyi veriyordu. Fedakarlık ve vazgeçiş ruhu onun içinde yeşermeye başlamıştı.

Boş zamanlarında annesi ona Ramayana hikayesini anlatırdı. Annesi ona bir hikaye anlatmazsa uyuyamazdı. O zaman Narendra tüm çalışmalarını ve oyunu unutup dinlemeye koyulurdu. Tanrı Hanuman’a büyük saygısı vardı. Bir keresinde Tanrı Shiva’nın heykelinin önünde oturuyordu ve tüm vücudu kül ile kaplanmıştı. Annesi şaşkınlık içinde ona: ”Naren, bu nedir?” diye soruduğunda o gülümsedi ve: “Anne, ben Tanrı Shiva’yım.” dedi. Anne oğlunun da büyükbabası gibi sannyasi olmasından korkuyordu.

 

GİZLENEN YÜCELİK

Narendra’nın babası avukattı. Bu nedenle ev her gün onun değişik kastlardan müşterileriyle doluyordu. Ev sanki bir han gibiydi, müşteriler orada kahvaltı ve öğle yemeği yiyordu. Misafirlere yemekten sonra hukka(uzun pipolar) sunmak gelenekti. Farklı kasta ait her müşteri için farklı pipolar vardı. Narendra farklı kastların pipolarını içtiğinde ne olacağını merak etti. Denedi ve bunun nahoş bir durum oluşmadığını fark etti ve kastın bir anlamı olmadığı sonucunda vardı.

 “Çocuk insanın babasıdır.” düsturu, şefkatli Narendra için tam anlamıyla doğruydu. Bir keresinde bir jimnastik salonunda fiziksel egzersiz gösterisi vardı. Kazara demir bir direk izleyicilerin arasındaki bir gemicinin üzerine düştü. Adam bilinçsizce yerde yatıyordu. Orada toplananlar polisin sorgusundan kurtulmak için laçmaya başladılar. Narendra iki arkadaşının yardımıyla yaralı gemiciye ilk yardım tedavisi uyguladı. Sonra onu doktora götürdü. Hatta yaralı adam için para bile topladı. Başka bir durumda Narendra at arabasının altında kalan bir arkadaşını çekerek kurtardı. Çocuk yolda yüksek ateş içinde yatıyordu. Narendra onu hemen eve götürdü. O korkunun ne olduğunu asla bilmiyordu.

Narendra derslerinde de oldukça hızlı ve uyanıktı. Herhangi bir dersi hatırlaması için tek bir kez okuması yeterliydi. Hafızası inanılmazdı. Konsantrasyon onun derslerindeki başarısının anahtarıydı.

 

ANNE VE BABA

Vishwanath Datta vakit bulduğunda oğluna nasihat veriyordu. “Gerçek yolunda olduğun sürece kimseden korkman gerekmez. Hiçbir şey insanın  gözünü korkutmamalı. İnsan kendine saygısını daima korumalı.İnsanın kendi dinine olan sevgisi, başka dinlere karşı nefret duymak anlamına gelmemeli. Vatanseverlik insanın refahı için gereklidir. Yabancı düşmanlar bir ülkeyi işgal edebilir fakat insanların eski ve güçlü kültürlerini ellerinden alamazlar.“ Oğlunun tatlı sesini dinlemeyi çok severdi. Narendra’nın yüzü şarkı söylediğinde ışık saçmaya başlardı.

Annesi Narendra’ya kendi canı kadar yakındı ve onun için annesi gerçek bir tanrıçaydı. Onun gözünde kimse annesi kadar fedakar değildi. Onun yeri sadece evde değil toplumda da en yüksek olmalıydı. Babasına da büyük saygı duyardı. Fakat bu durum özgürlük yolunda ve bağımsızlık düşüncelerinde onun yoluna engel olmadı. Babası hakkında bile ne düşünüyorsa ifade etti. “Misafirperverlik elbette büyük bir erdemdir fakat tembelleri beslemek, onlara sigara ve puro vermek doğru mu?” Bu onun sıkça babasına sorduğu bir soruydu. Fakat babası: “Sen onların acılarını anlamıyorsun oğlum. Çok tütün içtiklerinde en azından hayatlarındaki acıları unutuyorlar.” diyordu.

1880’de Narendra liseye başladı. Bilgiye olan açlığı gün be gün artıyordu. Kütüphaneden kendi konusuyla ilgili olmayan kitapları alıp okuyor ve bu şekilde açlığını gideriyordu. Tanrı’nın yarattıklarının sırları onun özellikle ilgisini çekiyordu. Tarih ve bilimin yanı sıra Batı felsefesini de çok okuyordu. Derslerinde ilerledikçe, düşünme kabiliyeti de gelişti. Şüpheler ve eminsizlikler başladı. Kör inançlardan vazgeçti ama Gerçeği henüz idrak edemiyordu.

Şüphelerini ünlü bilginlere sundu ve onlardan yol göstermelerini istedi. Bu bilginler tartışma konusunda çok üstündüler fakat mantıkları Narendra’yı ikna edemedi. Onların düşünce çizgisi eski ve bayattı. Onu tatmin etmedi çünkü onlardan hiçbiri Tanrı ile doğrudan deneyime sahip değillerdi.

 

GURU'YU ARARKEN

Sri Ramakrishna Tanrıça Kali’nin tapınağında rahipti. O bir bilgin değildi fakat büyük bir yürekti. Onun Tanrı’yı idrak ettiği söyleniyordu. Bilginler onun öğrencileri olmak için ona gidiyorlardı. Bir keresinde Narendra da arkadaşlarıyla beraber onu görmek için Dakshineswar’a gitti. Sri Ramakrishna etrafında öğrencileriyle oturuyordu ve Tanrı’yla ilgili tartışmalara dalıp gitmişti. Narendra bir köşede arkadaşlarıyla oturdu. Sri Ramakrishna dalgındı, aklında önceki toplantının anıları vardı. Bir süre boyunca trans halinde oturdu. Narendra’nın etkileyici figürü ve parlayan gözleri onda merak uyandırdı. Narendra’ya “Şarkı söyleyebilir misin?” diye sordu. Narendra melodik tonda birkaç Bengal şarkısı söyledi. Bhagavan bu müziği dinlerken transa geçti. Bir süre sonra Narendra’yı bir odaya aldı ve ona sarılarak: “Çocuğum, neden bu kadar geç kaldın? Ben bu günleri beklerken çok yoruldum. Tecrübelerimi doğru insanla paylaşmak istiyorum. Sen sıradan biri değilsin. Sen insan şeklindeki Tanrı Vishnu’sun. Senin gelmeni ne çok istedim biliyor musun?” dedi.

Sri Ramakrishna'nın davranışı Narendra’nın aklını karıştırdı. Yaşlı adamın deli olduğunu düşündü. Ramakrishna: “Tekrar gelecek misin? Geleceğine söz ver.” diye yalvardı. Bir an önce ondan kurtulmak isteyen Narendra ise “Evet” dedi.

Bhagavan konuşmasını bitirdikten sonra Narendra ona: ”Tanrı’yı gördün mü?” diye sordu. Ramakrishna: “Elbette gördüm. Ona sana baktığım gibi bakıyorum. Hatta onunla konuştum bile. Sana onu gösterebilirim. Fakat Tanrı’yı görmek isteyen kim?” diye cevap verdi. Narendra kendi kendine: “Bu güne kadar kimse bana Tanrı’yı gördüğünü söylememişti. Bu adam belki de bir deli fakat yine de araştırmadan yargılamak doğru değildir.” dedi.

Aradan bir ay geçtikten sonra Narendra tek başına Dakshineswar’a gitti. Ramakrishna odasındaki bir karyola üzerinde dinleniyordu. Transa geçmişti, bacağını Narendra’nın kucağına koydu. O an Narendra dış dünyayı unuttu, çözüldüğünü hissetti. “Bana ne yapıyorsun? Benim anne babam hala hayatta. Onlara dönmeliyim.” diye bağırdı. Sri Ramakrishna gülerek: "Bugünlük bu kadar yeter." dedi ve bacağını onun kucağından çekti ve sonra Narendra tekrar normale döndü.

 

ÇEKİM GÜCÜ VE TEST

Günler geçtikçe birbirlerine karşı olan çekim de artıyordu. Her ikisi de diğerinden ayrı kalmaya dayanamıyordu. Sri Ramakrishna’nın Narendra’nın büyüklüğünü fark etmesi uzun sürmemişti. Her şeyden önce o Tanrıça Kali’nin iradesi tarafından yönlendiriliyordu. Fakat Narendra Ramakrishna’ya bir test yapmadan kendi gurusu olarak kabul etmek istemiyordu. Ramakrishna, Tanrı’yı idrak etmek için para ve kadın isteğinden vazgeçmek gerektiğini söylüyordu. Bir gün Narendra onun yastığının altına bir rupee gizledi. Sri Ramakrishna dışarı çıkıp geldiğinde karyola üzerine oturdu. Oturur oturmaz da bir akrep onu soktu ve yatağı silkelediğinde para yere düştü. Sonradan bunun Narendra’nın işi olduğunu öğrenecekti.

Narendra Ramakrishna'nın en gözde öğrencisiydi. Fakat Narendra’nın her söylediğini kabul edecek değildi. Narendra idollere tapanları çok eleştiriyordu. “Advaita” (monizm) teorisini reddediyordu. Mistik deneyimlere karşı güveni yoktu. “Ben Brahmanım” “Ben Shivayım” gibi Advaitik söylemlere Narendra’yı etkilemiyordu. Fakat Sri Ramakrishna onu her zaman: ”Bir hedefe ulaşmak için pek çok farklı yol vardır. Hiç kimsenin diğer insanın seçtiği yolun yanlış olduğunu söylemeye hakkı yoktur, insanın anlamadığı herhangi bir şeyle ilgili değerlendirmede bulunması uygun değildir.” diyerek onu tekrar doğru yola çekiyordu.

Bir gün Sri Ramakrishna Narendra’yı gizli bir yere götürdü. Ona: “Uzun süre meditasyon yaptıktan sonra bazı güçler edindim. Bu güçler insan ne isterse veriyor. Ben ise tüm isteklerimi terk ettim ve bu yüzden bu güçleri kullanamıyorum. Bu güçleri sana vereyim mi?” diye sorunca Narendra: “O güçler benim ÖzBen’i idrak etmemi sağlayacak mı?” diye sordu. “Hayır” dedi Sri Ramakrishna. Narendra ise:“O zaman bu güçleri istemiyorum. Her şeyden çok Tanrı’yı idrak etmek istiyorum.” Narendra’nın cevabı Ramakrishna’yı neşe ile doldurdu. Hoca, Narendra’yı test etmişti ve Narendra bu testten geçmişti.

Yavaş yavaş Narendra tüm dünyevi isteklerini terk edip, vazgeçişe doğru gidiyordu. Ailesi bunun farkına vardı. Mezun olmak için sınavlara hazırlanmakta olan Narendra’yı tekrar dünyevi hayata döndürmek isteyen ailesi onu evlendirmek istedi. Sri Ramakrishna bunu duyunca çok üzüldü. Narendra’ya aile bağlarıyla bağlanırsa insanoğluna hizmet edemeyeceğini söyledi. O dönemlerde, Narendra Ramakrishna’ya güvenini kaybettiğinde, Ramakrishna önce ona dokunurdu ve o zaman Narendra’nın etrafındaki dünya ile bağlantısı kopardı. Tekrar bilinç haline döndüğünde, kendini Gurusunun ellerine teslim ederdi. Bu şekilde Guru tüm güçlerini yavaş yavaş öğrencisine aktardı.

1884’de Narendra mezuniyet sınavını geçti. Bir arkadaşının verdiği partide şarkı söylerken babasının öldüğü haberini aldı.

Babanın ölümünden sonra yoksulluk aileyi vurdu. Tefeciler aileyi rahatsız etmeye başladı. Bir tanesi işi mahkemeye kadar götürdü. Narendra iş aramaya başladı. Elbiseleri eski ve yıpranmıştı ve günde bir kez bile yemek yemiyordu. Annesi ve kardeşleri yemek yiyebilsin diye günlerce oruç tutuyordu. Onlara bir arkadaşı ile yediğini söylüyordu. Bazen açlıktan bayılıyordu. Fakat tüm bu talihsizliklere rağmen Tanrı’ya güvenini kaybetmedi. Sri Ramakrishna onu: “Sen insanlığa hizmet etmek ve anne Kali’nin işini yapmak için buradasın. Sen cesur olmalısın.” diyerek teselli ediyordu.

Bir gün kendine: “Tanrı benim Gurum ne isterse veriyor. Öyleyse Gurumun yardımını istemek en iyisi” dedi.Hemen Gurusuna gitti ve: “Benim adıma Tanrıça’ya beni bu yoksulluktan kurtarması için dua eder misin? O sana istediğin her şeyi verir, öyle değil mi?” dedi. Guru ona: “Çocuğum, O’na hiç inancın yok, o zaman neden O benim duamı dinlesin ki? Sen O’na kendin ulaş. O zaman o senin ihtiyaçlarını karşılayacaktır.” diye cevap verdi. Narendra gecenin tam ortasında Tanrıça Kali’nin heykelinin önündeydi. Derin meditasyonda kendini kaybetti. Tanrıça’ya “Sevgili Anne, bana vazgeçiş ruhu ver. İzin ver seni göreyim, senden bütün istediğim bu.” diye dua etti. Dışarı çıktığında Guru: “Ona duanı sundun mu? O ne dedi?” dediğinde Narendra perişan şekilde: “Bunu tamamen unutmuşum!” diye cevap verdi. “O zaman git ve bir daha iste” dedi Guru. Sonra yine Tanrıça’ya duasında yoksulluğundan bahsetmeyi unuttu. Guru onu tekrar gönderdi. Narendra geldiğinde yine aynı şey olmuştu. Guru’nun sevinci sınırsızdı. “Çocuğum, sadece yiyecek ve giysi istememelisin. Onlar insanın tek hedefi değildir. Tanrı’ya inan. O senin ailenin refahını sağlayacaktır.” dedi.

Sonra Narendra öğretmenlik yapmaya başladı. Bir süre Vidyasagar Okulunda öğretmenlik yaptı. Sonunda aile en azından yeterli yiyeceğe kavuşmuştu. Öğretmen olarak çalışırken hukuk eğitimine de devam ediyordu. Gurusunun sağlığı kötüleşmişti. Sri Ramakrishna’nın boğazında bir tümör oluştu. Narendra tüm derslerini ve işini bırakıp tüm zamanını Hocasına bakamaya adadı.

Bir keresinde Narendra meditasyonda iken: “Benim bedenim nerede?” diye bağırmaya başladı. Etraftakiler ancak onun bedenine dokunarak onu bedeninin olduğuna ikna edebildiler. Sri Ramakrishna bunu duyduğunda, en sonunda değerli bir öğrenci bulduğunu görüp mutlu oldu.

 

ARTIK GURU YOK

Öğrenciler Guruya ellerinden gelen en iyi şekilde baktılar. Fakat Gurunun bu hastalıktan iyileşemeyeceği düşüncesi onlara acı veriyordu. Guru Narendra’ya tüm ruhsal güçleri vermişti. Ona: “Naren, şimdi sen bütün güçlere sahipsin. Bunların hepsi benim çocuklarım. Onlara bakmak ise senin görevindir.” dedi. Bu sözler Narendra’nın yüreğini üzüntü ile doldurdu. Çocuk gibi ağlayarak odayı terk etti.

Sri Ramakrishna gittikten sonra genç öğrenciler Baranagar’da bir ev kiraladılar. Ev eski olsa da şehrin gürültüsünden ve karmaşasından uzaktı ve Ganj nehrinin kıyılarındaydı ve Sri Ramakrishna’nın mezarına çok yakındı. Orada bir Mutt (manastır) açtılar. Genç keşişlerin iki hedefi vardı; kurtuluş ve insanlara hizmet. Bazı gençler evlerini terk edip keşiş oluyor ve Mutt’a katılıyorlardı. Narendra da bir keşiş oldu ve onlara katıldı. Genç sannyasiler yemeğin veya giyeceğin olmamasını önemsemiyorlardı. Fakat oruç tutsalar bile çalışmalarını ve meditasyonu ihmal etmiyorlardı. Narendra kardeşlerine Sanskritçe ve Felsefe öğretti. Ziyaretçilere Hocasının öğrettiklerini anlattı.
 

HAC

Bir sannyasi bir yere bağlı olarak kalamaz. Mutt bile bir çeşit hapishanedir. Bir yere bağlı olmak da ayrıca yanlıştır. Narendra’nın sannyasi olması ve ‘Vivekananda’ ya dönüşmesi, Hindistan’ın büyük talihidir. Bharat artık onun evi ve orada yaşayanlar da onun kardeşleri olmuştu. Talihsiz kardeşlerinin gözyaşlarını silmek onun kutsal görevi haline gelmişti. Tüm ülkeyi dolaşması gerekiyordu. Sahip olduğu tek şey; safran renkli elbisesi, su kabı ve bastonuydu. Yolu üzerindeki pek çok kutsal yeri ziyaret etti. Kulübelerde ve barakalarda kaldı ve yerlerde yattı. Açlığını yemek dilenerek giderdi. Sadhularla arkadaş oldu ve zamanını dinsel tartışmalarla ve kutsal ayinlerle geçirdi.

Ya yayan ya da onu arabasına alan bir araç olduğunda herhangi bir araç ile seyahat etti. Varanasi Vivekanda’nın ziyaret ettiği ilk şehirdi. Orada kaldığı sırada pek çok bilginlerle görüştü ve fikir alış verişinde bulundu. Felsefi tartışmalarda hep onlara galip geliyordu. Ayodhya’da yüreği Sri Rama ve Seta’nın anısıyla çarptı. Agra’da Taj onu merakla doldurdu. Brindavan’a giderken yoldan geçen bir balıkçıdan hukka(tütün) aldı ve içti, bir paryanın evinde su içti, sadaka için dilendi, bir ayakkabı tamircisi ona yemek verdi. Tanrı Krishna’nın yaşadığına inanılan Brindavan’a geldiğinde coşku ile kendinden geçmiş haldeydi.

Alwar’da bazı Müslümanlar onun öğrencisi oldu. Swamiji onların evinde yemek yerken, Maharaja Mangal Singh ile tanıştı. Önce prens Swami’ye pek güvenmedi. İkisinin arasında hararetli bir tartışma vardı. “Swamiji, idollere tapınmaya hiç inancım yok.” diyordu Maharaja. Swami ise: “İdol sadece bir semboldür. Küçümsenecek bir şey değildir. Her öğrencinin Tanrı’yı idrak etmekte kendi yolu vardır. O kişinin sadakatine ve sevgisine bağlıdır.” diye cevap verdi. Prens Swamiji’nin cevabıyla tatmin olmamıştı. Duvarda Maharaja’nın bir portresi vardı. Swamiji yanındaki Diwan’a (başbakan) “Bu kimin resmi?” diye sordu. O “Maharaja’nın” diye cevap verdi. Vivekananda: “Onun üstüne tükür” dedi. Diwan geri çekildi. “Neden, hoşuna gitmedi?” diye sordu Swamiji. Diwan bu adamın tamamen deli olduğunu düşündü. Swamiji: “Bu fotoğraf sadece Maharaja’nın bir gölgesi. Kanlı canlı değil. Fakat yine de bize Maharaja’yı hatırlatıyor değil mi?” diye açıkladı. O an Maharaja üzerine bilgelik geldi. Swamiji’den özür diledi. Sonra Swamiji Jaipu ve Ajmer’den geçerek Abu Dağına gitti. Bir süre bir mağarada tapas (dua ve meditasyon) yaptı.

 

BAZI DENEYİMLER

Swamiji Rajasthan’da trenle seyahat ederken, ilginç bir olay oldu. İkinci sınıf kompartımanda dinlenirken iki İngiliz ona küfürlü bir şekilde sataşmaya başladılar. Swamiji’nin İngilizce bilmediğini düşünüyorlardı. Tren istasyona geldiğinde Swamiji resmi bir İngilizce ile bir bardak su istedi. İngilizler şaşırdılar ve ona onları anladığı halde neden sessiz kaldığını sordular. Swamiji: “Bu benim aptallarla ilk karşılaşmam değil” dedi. İngilizler öfkelenmişlerdi fakat Swamiji’nin güçlü fiziği onları susturdu.

Seyahati boyunca Swamiji ancak birisi onun biletini alırsa trene binebiliyordu. Aksi takdirde yayan gitmek zorundaydı. Çoğu zaman parası olmadığı için aç kalıyordu. Bir keresinde beraber seyahat ettiği bir tüccar kendi kendine bir şeyler yiyordu. Swamiji ise açtı ve yorgundu. Fakat yine de yemek dilenmiyordu. Tüccar ona alaylı bir şekilde: “Sen bir aylaksın. Safran elbiseler giyiyorsun çünkü çalışmak istemiyorsun. Kim sana yemek verir ki? Ölsen kimin umurunda olur ki?”  Tam o anda bir şeker satıcısı geldi ve Swamiji’ye yiyecek bir şeyler verdi. “Seni bu sabah rüyamda gördüm. Tanrı Sri Rama’nın kendisi seni bana tanıştırdı.” Kibirli tüccar bütün bunları görünce utanç içinde kaldı.

 

AMERİKA’YA GİTME PLANLARI

Swamiji Mysore’da Diwan Swshadri Iyer ve ayrıca Maharaja of Mysore ile tanıştı.  Swamiji'nin bilginlerin toplantısında Sanskritçe yaptığı konuşma Maharaja’yı derinden etkiledi. Bir gün Swamiji’ye gelecekteki planlarını sordu. “Hindistan bir çok dinin ve felsefe okullarının ülkesidir. Batı dünyası da bilimde çok ilerleme kaydetti. İnsanlığın refahı ancak bu ikisinin uzlaşmasıyla mümkündür. Bu nedenle ben Vedanta’yı tanıtmak için Amerika’ya gitmek istiyorum.” dedi Swamiji. Maharaja ise “O zaman ben bu gezinin tüm masraflarını karşılayacağım” dedi. Swamiji Maharaja’ya bu teklifi için teşekkür etti ve gerektiğinde bundan faydalanacağını söyleyerek orayı terk etti.

Swamiji sonra Ramanad’a gitti. O zamanlar Ramanad’ın hükümdarı Bhaskara Setupati idi. Swamiji’ye ülkenin karşılaştığı sorunlardan bahsetti. Prens ona büyük saygı ile davrandı. “Amerika’daki Dünya Dinleri Konferansına katılmalısınız. Ben sizin seyahat giderlerinizi karşılayacağım.” dedi. Prense bu önerisi üzerine düşüneceğini söyleyerek Swamiji Rameshwaram’a gitti ve sonra da Kanyakumari’ye ulaştı. Deniz kıyısında bir kayanı üzerine oturup düşünmeye başladı. Bu ülkedeki insanların yoksulluğunu düşünmek ona acı veriyordu. Kast sistemi ortadan kaldırılmadıkça bu ülkenin insanları için kurtuluş olamayacağını düşündü. İlk görevin Batı ülkelerine giderek Hindistan’ın ruhsal değerlerini onlara tanıtmak olduğu sonucuna vardı. Sonra uyku halinde olan kendi vatanını uyandırmak için dönebilirdi.

Bengalli Narendra’da görünen küçük lambanın, Hindistan’ın göz kamaştırıcı Vivekenanda’sına dönüşmesi Madras’ta oldu. Orada onun üzerinde Amerika’ya gitmesi için bir baskı vardı. Madras’ta kazandığı ün Haydarabad’a kadar yayılmıştı. Binlerce insan onun orada yaptığı toplantıya katılmak için toplanmıştı. Bu Swamiji’nin ilk halk toplantısıydı.

Haydarabad’dan Madras’a döndüğünde yurtdışına yapacağı seyahat için hazırlanmaya başladı. Seyahat  masrafları için yapılan yardımlar ülkenin her yanından geliyordu. Fakat o yanına sadece yetecek kadar para aldı ve kalanını bağış yapanlara geri verdi.

 

YABANCI TOPRAKLARDA

Swamiji Chicago’ya Temmuz ortasında ulaştı. Yolculuğu sırasında Colombo, Singapur, HongKong ve Tokyo limanlarına uğradı. Kalmak için kendine bir otel seçti. Dünya Dinleri Konferansı’nın açılışı ile ilgili bir araştırma yaptı ve üç ay sonra olduğunu öğrendi. Yabancı bir yerde nasıl bu kadar uzun süre kalacaktı? Elindeki para hızla tükeniyordu. Bu arada orada uluslararası bir fuar vardı. Swamiji fuar alanında dolaşırken Hindistan’daki Maharaja’yı gördü. Ona doğru yaklaşırken Maharaja yüzünü ekşiterek uzaklaştı.

Chicago büyük ve çok pahalı bir şehir olduğu için Swamiji yakındaki Boston’a taşınmaya karar verdi. Oraya giderken yolda Boston’lu bir kadınla tanıştı. Kadın Swamiji’nin tuhaf kıyafeti, görkemli fiziği ve parlak gözleri karşısında şaşkınlığa düştü. Onun sıradan bir insan olmadığına karar verdi. Swamiji’den misafiri olmasını rica etti ve Swamiji de bu teklifi kabul etti. Zaman zaman küçük klüplerde toplantılar düzenliyordu. Bu konuşmaların konusu Hint Kültürü ve Hindi Dharma’sı idi. Yavaş yavaş  üniversitelerden gelen dinleyicileri arttı. Bunlardan biri John Henry Wright idi. O Swamiji’nin engin bilgisinden çok etkilenmişti. Dünya Dinler Konferansına katılanlar, organizatörlere kendilerini anlatan bir mektup sunmak durumundaydılar. Fakat Swamiji kendi tanıtım mektubunu kaybetmişti. Bu durumda Wright onun için kendisi bir tanıtım mektubu yazdı. Mektupta Swamiji’den “Tüm profesörleri geride bırakan alim” ifadesini kullanmıştı.

Swamiji tekrar Chicago’ya döndü. Şehre döndüğünde bazı insanların adreslerini kaybettiğini fark etti. Şehirdeki çoğu insan Alman’dı ve İngilizce anlamıyorlardı. Bu durumda yapacak bir şey bulamayan Swamiji tren istasyonunda bulduğu boş bir kutunun içine kıvrılıp yattı. Ertesi sabah sokaklarda dolaşmaya başladı. Açlığa dayanamadığı için evlerden sadaka dilenmeye başladı. Fakat hiçbir şey bulamadı. Aksine hakarete uğradı ve aşağılandı. Bir çocuk bahçesinin kenarında otururken oradan geçen bir kadın ona: “Dünya Dinler Konferansının delegesi misiniz?” diye sordu. Swamiji: “Evet!” diye cevap verdi. Kadın: “Lütfen benim evime gelin. Banyo yapıp yemek yiyebilirsiniz. Sonra sizi Konferansa götürürüm.” dedi. Kadının adı Mrs. George Hails idi.

 

GÜRÜLDEYEN YANIT

Konferans 11 Eylül 1893’te başladı. Farklı ülkelerden gelen binlerce delege konferansta toplanmıştı. Vivekananda onların arasında en genç olandı. Konuşma sırası ona geldiğinde boğazı kurudu. Ayrıca diğer delegeler gibi hazırlanmış bir konuşması yoktu. Başkan’dan son konuşmacı olmayı rica etti. Sonra sırası geldiğinde, Sri Ramakrishna’ya ve Anne Saradadevi’ye dua ederek kalkıp konuşmaya başladı.

Konuşmasına “Amerikalı Kardeşlerim” diyen tatlı sesi ile başladığında gürüldeyen bir alkış başladı ve üç dakika boyunca devam etti. Alkış nihayet bittiğinde kısa konuşmasına başladı. Nehrin farklı yerlerde doğup aynı denize ulaşması gibi, farklı dinlerde doğan insanların da sonunda aynı Tanrı’ya gittiklerini söyledi. Hiçbir dinin alçak veya diğerinin yüksek olmadığını söyledi. Delegelerin her biri onun konuşmasına hayran kaldı. Gazeteler onun fotoğraflarını ve konuşmasını yayınladılar. Sonraki günlerde insanlar onun konuşmasını dinlemek için sıraya girdiler. O kalabalıkların sevgilisi haline geldi. O ne zaman konuşmaya başlasa kulakları sağır eden bir alkış kopuyordu.

Konferans devam ederken bile pek çok enstitü ve dernek Swami Vivekananda’yı davet etti. Zengin insanlar onu kendilerini ziyareti ile onurlandırması için davet ettiler. Kısa zamanda o dünyaca ünlü hale geldi. Gittiği her yerde Hint Kültürünün büyüklüğünde bahsediyordu. Her konuda, tarih, sosyoloji, felsefe veya edebiyat üzerine kolayca spontane konuşmalar yapıyordu. Hindistan’daki Hristiyan misyonerlerin çıkardığı kötü niyetli propagandalar ise onu çok üzüyordu.

"Elinde bir parça kağıt bile olmadan konuşuyordu. Onda İsa’nın bazı özelliklerini görüyorduk. Değişik bir kıyafet, parlak bir kişilik, az bulunur bir zarafet, Hinduizmi anlatışındaki yücelik ile insanların kalplerini fethetmişti. O büyüleyici idi. Onu tartışmada geçmek mümkün değildi. Onun İngilizce’deki ustalığı olağanüstü idi. Onun gibi bir insan bir çağda ancak bir kere gelir. Onu görebildiğimiz ve onu duyabildiğimiz için çok şanslıyız.” diye yazıyordu gazeteler.

O zamana kadar Amerikalılar Hintlilerin batıl ve cahil olduğunu düşünürlerdi. Swamiji’nin ısrarlı çabaları ile Hindistan sadece Amerika’da değil tüm dünyanın  gözünde onurlu bir seviyeye yükseldi

Swamiji’nin gittiği her yerde insanlar toplanıyor ve sabırla onu bekliyorlardı. Konuşmadan sonra onu evlerine çağırıyor ve ona en şerefli misafir şeklinde davranıyorlardı. Böyle zamanlarda Swamiji acıyla Hindistan’daki yoksulluğu hatırlıyor ve üzülüyordu. O zaman etrafındaki servet ona dayanılmaz geliyordu. Bu nedenle pek çok uykusuz ve gözyaşı dolu gece geçirdi.

Bu arada İngiltere’den ısrarlı davetler alıyordu. Londra’ya ulaştığında orada onu bekleyen bir kalabalıkla karşılaştı. Gazeteler Hindu Yogi’nin hatipliğini ve görünüşünü öven yazılar yazıyorlardı. Orada pek çok kişi onun öğrencisi oldu. Bunlardan biri de sonra Hindistan’a gidip oraya yerleşen Margaret Nivedita idi.

Swami Vivekananda dört yıl süren seyahatin ardından Hindistan’a döndü.

 

BAŞARI

Hindistan’a ulaştığında Swamiji’nin ünü iyice yayılmıştı. 15 Ocak 1897’de Colombo’ya vardığında imparatorlara yakışır şekilde karşılandı. Madras’a ulaştığında tren istasyonunda görülmemiş bir kalabalık vardı.

Sonra Swamiji her gittiği yerde hocasının mesajını yaymaya devam etti. Onun rehberliği için ona gelenlere ruhsal ilerlemenin önemini öğretti. Keşiş dostlarına hizmetin önemini anlattı. Onlara defalarca kişisel kurtuluşu aramanın bencillikten başka bir şey olmadığını söyledi. O: “Ben Hindistan’da acı içinde bir insan bile olduğu sürece kurtuluş istemiyorum.” diyordu. Sosyal hizmetin organize bir misyonun çabalarıyla mümkün olacağını anlamıştı. Bu nedenle 1897’de Sri Ramakrishna misyonunu başlattı, ideolojisini ve hedefini belirledi. Sonraki iki yıl içinde Belur’da Ganj’ın kenarında bir yer aldı ve orada Ramakrishna Mutt’u inşa etti.

Swamiji'nin sağlığı durmadan çalıştığı için iyice kötüleşmişti. Himalayalara pek çok gezi yaptı ve bu gezilerde de çalışmaları devam etti. Halkın isteği üzerine Kuzey Hindistan’da pek çok şehri ziyaret etti. Amerika’daki öğrencilerinin daveti üzerine tekrar Amerika’ya gitti. Paris’teki Dinler Konferans’ına katıldı ve sonra tekrar eve döndü.

Öğrencilerinin ısrarlarına rağmen hiç dinlenmedi. Gittikçe daha içe dönük oldu. Bedeni güçsüzleşti fakat aklı ve ruhu her zaman uyanık ve aktif olmaya devam etti.

4 Temmuz 1902’de günlük çalışmalarını yapıyor, her zamanki gibi öğrencilerine ders veriyordu. Yemekten sonra biraz dinlenmeye çekildi. Bir süre sonra bir şok geçirdi fakat buna rağmen öğrencileriyle sohbet edip şakalaşmaya devam etti. O gece saat dokuzda çok yorgundu ve elleri titremeye başlamıştı. Derin bir nefes aldı ve uykuya daldı. Ve o gece sonsuz sevince kavuştu. Öğrencileri ve dostları kendilerini yetim kalmış gibi hissettiler ve çocuklar gibi ağladılar. Onun bedeni artık yoktu fakat sesi ölümsüzdü.

Swamiji artık bizimle olmasa da sözleri yaşıyor. Onun mesajı milyonlarca insana ilham vermeye, onun seni ise acı çekenleri rahatlatıp onların hayatını kutsamaya devam ediyor.

 
*   *   *
 
    SWAMİ VİVEKANANDA
  
                                                                       ÖZDEYİŞLER
-"Sonsuz Bilinç, Sonsuz Varlılık ve Sonsuz Sevinç zaten bizim içimizdedir, onları elde etmemiz gerekmez. Yapmamız
  gereken tek şey onları ortaya çıkarmaktır.”
 
-“İsterseniz ateist olun fakat asla hiçbir şeye sorgulamadan inanmayın.”
 
-"Din kitaplarda, teorilerde, dogmalarda, konuşmalarda ve hatta düşüncelerde bile değildir. O var olmak ve olmaktır.”
 
-“Başkalarını hep kendi ideallerimize göre değerlendiririz. Fakat olması gereken bu değildir. Herkes kendi idealine
   göre  değerlendirilmelidir, başkasının idealine göre değil.”
 
 -“Kendine inanmayan Tanrı’ya da inanamaz.“
 
-“Dindar olduğunuzun ilk işareti sevinçli olmanızdır. Bir insan hüzünlü ise bu din değildir.”
 
-“Yaşayan Tanrı sizin içinizdedir.”
 
-“İçinizdeki tanrısallığı ortaya çıkarın o zaman her şey ahenkli ve uyumlu olacaktır.”
 
-“Ancak tüm varlıklara hizmet eden Tanrı’ya ibadet eder.“
 
-“Gerçek için her şeyi feda etmek mümkündür fakat hiçbir şey için Gerçek feda edilemez.”
 
-“Ne günah var ne de sevap; sadece cehalet var.”
 
-“Biz daima güçsüzlüğümüzü güç olarak göstermeye çalışıyoruz, duygusallığımızı sevgi olarak gösteriyoruz,
   korkaklığımızı cesaret olarak gösteriyoruz.”
 
-“Ben Gerçeğin tarafındayım. Gerçek hiçbir zaman yalanla işbirliği yapmaz. Eğer bütün dünya bana karşı çıksa bile  
   ama  Gerçek benim tarafımda olsa, sonuçta O zaferi kazanacaktır.”
 
-“ İnsan doğayı yenmek için doğmuştur. Onu takip etmek için değil.”
 
 
 
 

Copyright © 2004 - NV&V Hint Spiritüal Kültür ve Yoga Web Sitesi.

Tüm hakları saklıdır. Bu sitedeki eserlerin hiçbir parçası izinsiz olarak basılamaz, kopyalanamaz ve kullanılamaz.